25 Eylül 2022 Pazar

1912 miydi 2022 miydi?

Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi
Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi
Ellerim kirli miydi
Neydi

E. Cansever - Bir çiçek sergicisi der ki.


Bugün tüm gün, bazen çiseleyen yağmur altında, bazense kendini utangaçça gösteren güneş altında, çiçek diktim, dalları budadım, üstümü başımı yeşile boyadım, tırnaklarımı ellerimi ve dizlerimi simsiyah ettim. Ama... Ne bileyim.. Renkler olmadan yaşanmaz ki?!

24 Eylül 2022 Cumartesi

Hulusi vs. Hans

Münih ile Bursa'nın sentezi. Hulusi bıçak ile Hans'ın Fırın'ından alınan ekmeğin aşkı. 

Haftasonu kahvaltısı için alınan mis gibi somon ekmeği, fırıncı Hans "henüz çok taze" diye kesmeyi reddedince, iş başa düştü. Başka bıçağın beceremeyeceği bu ulvi görevi ancak Bursa'dan benimle dünyayı gezip sonunda Münih'e yerleşen Hulusi becerirdi.. 

Hulusi Bıçakları, kendimi bildim bileli bizim evde kullanılan bıçaktır. Bursa'da üretilen ve çeşitli biçim ve keskinlikte, çeşitli amaçlara yönelik kullanılabilen bu bıçakların tarihi hakkında, web sayfalarında 1986'dan beri açık oluşları ve şu anda ikinci kuşak aile işletmesi oldukları dışında hiçbir bilgi yok. Ekşi sözlükte bile yok (yıllar sonra yeniden sözlük yazarlığına dönüp, ben mi açsam bir entry?)

Halbuki hayâllerimde anlatacağım öyle çok şeyim var ki Hulusi Bey'e dair.. Misâl, bence 1986 değil 1927'de açmıştır bıçak atölyesini, o zamanlar da yaşlı olan ve şaşırtıcı derecede Hulusi Kentmen'in yıllar sonraki yaşlılığına da benzeyen bir adam olan orijinal Hulusi Bey, ki hacı da olmuştur 61 yaşında, aslen kasaptır. Yıllarca kendi bıçağını kendi yonttuktan sonra, eşin dostun ricasıyla hazırladığı bıçaklar, asıl mesleği olan kasaplığın (ki sevmezdi de aslında, Allah'ın verdiği canı almak, hiç ona göre değildi..) önüne geçmeye başlamış ve büyüyen aileye ek gelir sağlamak için başladığı bu uğraş, yavaş yavaş da yaşlanmasıyla, temel mesleği haline gelmiştir. 

Orijinal Hacı Hulusi Bey, yaşamının son yılına dek binlerce bıçak yontmuş, hazırlamış ve her birini deri kılıfına geçirmeden önce besmele çekip, sadece gıdalar üzerinde kullanılmasını dilemiştir.. Çünkü Allah muhafaza, yonttuğu herhangi bir bıçağın isteyerek ya da istemeyerek can almasından korkmuştur içten içe. Hulusi Bey'in yakarışı, yaşadığı dönem boyunca kabul görmüş, tek bir bıçağı bile gazetelerin üçüncü sayfasına düşmemiştir.. Orijinal Hacı Hulusi Bey, 91 yaşında hayata gözlerini yumduğunda, yüzünde belki de tam bu nedenle huzur içinde bir ifade kalmıştır.

Hulusi Bıçakları aile işletmesi, 1950'lerde, ikinci kuşak Celal Hasan Hulusioğlu (soyadı kanunuyla Hacıhulusibeyoğlu soy adını tercih eden aile, bir süre sonra devlette evrak takibinde formlara sığmamasından ötürü soyadını Hulusioğlu olarak kısaltmıştır) Bey'in atik ve gözüaçık tüccar kafasıyla tüm Bursa'ya sipariş almaya başlamış, ondan yaklaşık 35 sene sonra aile şirketinin üçüncü kuşak olarak başına geçen (web sayfasının yenilenmesinde yaşanan bir sıkıntıdan ötürü (tasarımcı ödemeyi almış fakat işi bitirmeden ortadan kaybolmuştur) henüz web'de aile işletmesi sadece iki kuşak olarak geçmektedir) Hipster torun Can Berkay Hulusioğlu (CEO)'nun milyarlık reklam ve tanıtım atağının sonucunda, şirketin kaderi bir kez daha değişmiştir.

Söz konusu atağın sonucunda, şirketin eline geçen yeni logonun kadın cinsel organını andırması nedeniyle ufak çaplı bir kriz yaşansa da, farklı alanlarda yetenekleri olan CEO Can Berkay Hulusioğlu Bey tarafından yeni logo üzerinde yapılan ufak ama hayatî bir değişiklik sonucunda, bu kriz sessizce bertaraf edilmiştir. Can Berkay Hulusioğlu Bey'in Pazar günleri halısahada maç yaparken tanışıp kanka olduğu ve pazarlama ve satış konusunda cengaverliği Amerika'da aldığı (burslu) eğitimle de kanıtlanmış bulunan, Ali Nurettin Atik isimli bir satış müdürünün işe başlaması ve ilk üç aylık dönemdeki başarısı sonucunda şirket cirosunu üçe katlamış ve yine o dönemde tiktokta ani ve anlaşılmaz bir şekilde ünlü ve zengin olan Serv-Et'in elinde de Hulusi marka soteleme bıçağı görününce, bir dönem, Hulusi Bıçakları ülke genelinde fenomen olmuştur. 

Bu dönemi iyi değerlendiren hipster torun (ki o sırada hipsterlerin de nesli tükendiği için artık kendisi daha kısa sakal ve daha az skinny pantolonlarla daha rahat ve özgüvenli bir görüntü vermektedir) şirketin cirosunu iki katına daha çıkarmış ve bıçakların yurtdışına (şimdilik sadece Almanya) ihracatına da başlanmıştır. 

Bundan öncesinde hep bavulunda kendisiyle birlikte Amerika'dan Avustralya'ya, ordan Avrupa'ya seyahat eden Hulusi'sini avare gezdiği bir yaz akşamı mahalle marketlerinden birinde gören C.'nin kalbi göğüs kafesinden çıkacak gibi olmuş, Hulusi imzasını okuyan gözleri dolmuş, oh be artık gümrükte seri katil olmadığımı kanıtlama derdinden yırttım düşüncesiyle hem ağlar hem güler hale gelen (ya da deliliğin sınırlarında dolaşmakta olan da denebilir) yazarımız, iş bu yazıyı buraya nakşetmeyi günden kalan en duygulu tortu olarak görev bilmiştir... 

İşte böyle. Şimdi dağılabiliriz.

23 Eylül 2022 Cuma

Daha az ben - 1

Instagram'da son zamanlarda çok görüyorum, yeni bir trend var: görsel sanatçılar ve mimarlar, eserlerinin önünde poz veriyor. Karizmatik pozlar, işte eller siyah dar pantolonun yan ceplerinde ya da göğüste kavuşturulmuş, bacaklar tam olması gerektiği aralıkta üçgen yapılmış. İnsan duruşunun bile modası var bu devirde. Yaratıcı eserin tam önünde. Yaratıcısının kaslı kollarından, füme ceket içi gri tshirtünden ya da hareketli fön çektirilmiş saçlarından, eserini tam göremiyoruz. O nedenle bir sonraki fotoğrafa eser tek başına konulmuş..

örnek.

Buna ne gerek var?

Magazin sattırıyor. Bu bir gerçek. Bir yerde okumuştum, artık sadece eser ya da yapılan iş değil, o işi yapan kişinin görüntüsü de önemli deniyordu. Artık çok iyi bir kitabı yaşlı ve çirkin bir yazardan okumak yerine, orta düzey bir kitabı seksi genç bir kadının yazmış olmasını tercih ediyormuş okur! Benzer bir düşünceyi Okan Bayülgen de Armağan Çağlayan'la yaptığı podcast söyleşisinde dile getirdi, özellikle instagram, twitter, tiktok sonrası dönemde artık sanat değil gösteri daha önde dedi, kendimize sanatçı demek yerine gösteri sanatçısı demeliyiz

Fakat neden? Neden bu kadar kendimizi göstermeye açız? Ben yaptım! Ben gördüm, ben çizdim, ben yazdım! İşte bu benim, gör beni.. 

Sev beni.

İlk blog yazmaya başladığımda, sevilmeyi istiyordum. İnsanlar beni okurken beni takdir etsinler.. Sonra, sevmesen de olur, aslında anla beni'ye evrildi bu. Daha bir kaç ay öncesine kadar bu şekilde yazıyordum. Anla beni.. Sonra bir şeyler oldu içimde, evrildim belki, ve anlaşılmak bile olmadığını fark ettim derdimin. Sylvia Plath'ın o klasik soruya verdiği ünlü cevabındaki gibi: yazıyorum çünkü içimde bir ses var ve susmuyor.. İnsan o sesi hep duyar ama aldırmaz bazen. Bazen de dinler onu, konuşur onunla ve yazar içinde haykırdıklarını. Kim okumuş kim okumamış umurunda olmaz, kim anlamış, kim sevmiş de.. O noktaya varmak büyük özgürlüktür, artık sadece kendini anlamak için yazarsın, kendini dinlemek, kendinle sohbet etmek. Kimileri için en büyük yalnızlık olan bu hâl, benim gibiler için ulaşılabilecek en tepe noktasıdır tırmanılan dağın. Bak; manzaranın en güzel noktasıdır, demedim.. O çünkü tırmanırken, aralarda bir yerde kalmıştır. Fark ettiysen ne mutlu sana. Edemediysen inişte bir şansın daha olacak, e her çıkışın bir inişi var çünkü, unutma.

İnsan ne kadar kendine yazarsa, yazılarında o kadar az "ben" oluyor. Çünkü kendine kendini anlatmanın, sevdirmenin beyhude olduğunu biliyorsun. Ben'i anlatmanın bensiz yöntemlerini keşfediyorsun. Bu işte; sınırsız bir özgürlük.

Ve ötekileri merak... Ah ne anlamsız ama ne yaygın bir hastalık.. 

Buna sonra geleceğim.

22 Eylül 2022 Perşembe

Point / Counterpoint

Daha geçen gün Vivian Maier’ın kırmızılı kadın fotoğrafını paylaşmıştım ya…

Al sana counterpoint’i geldi..

Andrew James Campbell
Hold on” - June, 2022

Sanatta ve edebiyatta böyle paslaşmalara bayılıyorum, bir nevi flört bu.. Sanatçının aşk dansı :) Güzel..

21 Eylül 2022 Çarşamba

Ferahlık

Photo: Westwingde

Düşünsene. Sabahın henüz öğlene varmadığı zamanlardasın. Nar gibi domatesleri yıkamışsın, ufak ufak doğramışsın. Yanına biraz beyaz peynir almışsın, köy çocuklarının gözleri gibi kapkara ve pırıl pırıl parlayan üç dört de zeytin. Fırından çıtır çıtır bir ekmek, buharı tütüyor, kesilmez tazelikte.. E sen de zaten kesmeye kıyamamış, köşesini koparıvermişsin. Tam o an aklına gelmiş: Çay, ya.. 

“Çay kadehde dide-efrûz olmalı,
Lebrengü lebrizû lebsûz olmalı."

Bu dizeyi söyleyerek içinden, çayı da koymuş, biraz demlenmeye bırakmışsın. Onu beklerken şu salıncağa oturuvermiş, nazlı nazlı sallarken kendini, en sevdiğin hikâyeden birkaç sayfa okuyuvermişsin..

Şöyle bitmiş o öykü: Çay, henüz her şey bitmedi, demektir..

Hikâyen çoktan bitmiş oysa. Anlatanlar da, okuyanlar da gitmiş. Bir sen kalmışsın. Bir de içinde öyle bir ferahlık duygusu ki.. 

Bembeyaz, ışık dolu bir evde, tek başınasın. 

Mutlusun.

20 Eylül 2022 Salı

Çift çizgi

Çift çizgiyi gördük yine.

Yapacak bir şey yok. 

Eskiden çift çizgi bir neşe, bir kucaklaşma, bir heyecandan ve sevinçten havalara uçma demekti. O günler bitti artık, en azından bizim hanede. Bir yerlerde hâlâ çift çizgiyi görüp birbirine sarılan insanlar var mutlaka.. Ama bizde artık "offf. yine mi? nerden kaptın?" şeklinde anlık bir sinirlilik ve suçlama krizi, sonra biraz endişe, çokça da bıkkınlık var...

Günün güzeli, sabah karşıma çıkan sincap. Hem de kızıl Avrupa sincabı, nesli Amerika'dan gelen yağmacı siyah sincap yüzünden tehlike altına girenlerden.. Yanakları cevizden şişko şişko, koşarak geçti önümden.. Hayat ona mı güzel, dersin?

Hamiş. Foto eski evimde balkonuma gelme ve koyduğum cevizleri yeme alışkanlığı edinen bir başka kızıl sincaptan.. Eski ama eskimeyen güzellikler..

19 Eylül 2022 Pazartesi

Denize doğru..

Bugün kahvaltımı saat 17.45’te yapabildim.. :/ Bir şeyler fena halde ters bugün, kimse bu kadar yoğun olmamalı. İş dışında hiçbir şey olmadı ama şunu yüksek sesli dinlediğim birkaç dakika, günün en güzel anlarıydı. Burada bugünden tortu olarak da bu kalsın..

18 Eylül 2022 Pazar

Büyüleyici ve tuhaf


Daha demin tünediğimiz bar taburelerinin üzerinde bir meslektaşıma “Human is the only creature who is aware that life ends one day. Yet, we are able to live with this information. Isn’t that fascinating?” diye sorup, omuz silkme dışında bir cevap alamadım. 

Şimdi onun gittiği tuvaletten dönüp bana eşit düzeyde büyüleyici ve tuhaf bir soru sormasını bekliyorum..

Yoksa bu gecenin pek hatırda kalır bir yanı olmayacak..

17 Eylül 2022 Cumartesi

Xolotl

Tüm genetik bilim dünyası onun peşinde:

Ah şu su semenderinin genomunu bir sekanslayabilsek, önümüzde yepyeni bir dünyanın kapıları açılacak.. Artık onun gibi biz de yaralanan uzuvlarımızı, hattâ kertenkeleden onu farklı kıldığı yeteneğiyle sadece kol bacak değil, omurilik, akciğer, beyin ve sıkı durun: kalbimizi bile pırt diye yeniden çıkarabileceğiz! Düşünsene arkadaş, kırık kalplerimizi bile yenileyebileceğiz diyorum.. 

Şaka bir yana, evet genetik bilim, xolotl denen bu su semenderinin peşinde yıllardır. Alzheimer’dan tutun kansere çare olabilecek o mucize genlerin peşinde.. 

Oysa o sevimli bir akvaryum canlısı olarak da moda oldu bir süredir, ona ekran arkasından bakmak yetmiyor bazısına, sahip olmalılar mutlaka bu gizemli, adını Aztek Mitolojisi’nden alan canlıya..

Ama bir kötü huyu var, söylemeden geçmeyelim. Sıkışırsa başının gerisinden bir zehir fışkırtıyor ve 15cm öteden tam gözü hedef alırsa, geçici görme bozukluğuna neden olabiliyor.. E her güzelin bir zehirli yanı var, bu da xolotl’ınki…..

16 Eylül 2022 Cuma

.. ve deniz.

Bu sabahki ruh halimin önceden çizilmişi var:


Bu resme ne zaman baksam (evet klasörde saklı tuttuklarımdan, ara sıra açıp, bakıp, iç çekip, kapıyorum) hemen ardından kitaplığa gidip "Yaşlı Adam ve Deniz"i açarım. Hemingway'in en sevdiğim, döne döne yeniden okuduğum yapıtlarındandır. 

Bu sabah yine aynı şeyi yaptım. Önce resme baktım. Sonra içimi çektim. Sonra kitaplığa yürüdüm. Kitabı aldım. Rastgele açtım. Altı çizilmiş satırlar arasından karşıma bugün bu çıktı:

"Yalnızca artık şansım yok. Ama kim bilir? Belki bugün olur. Her gün yeni bir gündür. Şanslı olmak da iyidir. Ama ben titiz olmayı yeğlerim. O zaman şans yüzüne güldüğünde hazır olursun."