dinledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dinledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2025 Çarşamba

Şaşkın kuş

Sabahın 4.08'i ve dışarıdan bir kuş sesi ile uyanıyorum.. Rüya mı, bu mevsimde ne kuşu.. Göçenler göçtü, göçmeyenler çalılıklara saklandı pustu. Bir bu, şaşkın, çipçip çipçip.. Şarkı mı söylüyor, kaybettiği birini mi çağırıyor, ne yaptığını kendi de biliyor mu derken derken, uyku muyku bırakmadı. Uzun uzun dinledim.. Bahar evet ama sonbahar.... Bilmiyorum ki 3 derece havada bu neyin şarkısıdır?

Fotoğraflar. Bu bölgedeki ötücü kuşları klasmanlamışlar.. Kimbilir hangisi bunlardan, bu şaşkın......

EKLEME. Sevgili arkadaşım Hirondelle'den, hangi kuş olduğunu anında bulabilmemiz için, muhteşem bir ekleme: http://merlinbirdid.com

28 Ekim 2025 Salı

Büyülü bir an

Dün akşam 18.15 gibi eve dönüyordum. Radyoda bu çalıyordu. 

Başımı kaldırıp göğe bakınca, muhteşem bir son dördünle karşılaştım. Öyle büyülü bir andı ki; yarısı kalmış ayın etrafında küçümen bir bulut, gerisi tamamen açık, rüzgarlı bir gök.. Ay bir görünüyor, bir kayboluyor.. Arabayı sağa çekip bir süre bu dansı izledim. Eve geç kaldım biraz ama değdi...

Bu sabah meditasyon grubumla "nasıl gidiyor?" u konnuşurken, ben "10 dakikanın üzerine mümkün değil çıkamıyorum, dikkatim dağılıyor, yapılacak işler listesi aklımda uçuşmaya başlıyor" dedim. Hocamız "gün içinde 1 dakikalık mikro meditasyonlar, toplam 45 dakikalık tek oturumdan daha iyi gelebilir sana" deyince de, birden fark ettim, yahu ben bu mikro-meditasyonların uzmanıyım yıllardır :) Ve evet, toplasan, rahat 45 dakika eder....

Yıllardır kendimi "belirlenmiş kalıplara uymaya" zorluyorum ve başaramıyorum. Oysa, kendi içimde, kendi kendime, uyumluyum ben.... Bunu fark etmek, çok iyi geldi.

Foto. Maalesef telefonumun kamerası ancak bu kadarına yetti. 

19 Ekim 2025 Pazar

SoMbaharın Tonu

Bugün; bizim efsanevi banyo penceresinden (2 metreye 1,5 metrelik bir banyo pencerem var, neden dersen, sanırım tam bu nedenle!) her gün gördüğüm manzaradaki şu renge hayran oldum. 

Dün böyle değildi.. Yarın da bambaşka bir renk olacak. Ama tam bugün ve tam bu ışıkla yakalamak, hakikaten muhteşem bir hediye oldu..

Bahçedeki diğer ağaçlar henüz yeşilken, onun böyle kıpkızıl saçlarını savura savura aradan parlaması.. Ne bileyim; aşk bu değilse, nedir?

Hele bir de Dvorjak’ın Opus 22 numaralı seranadı eşlik ediyorsa bu manzaraya….. 

Ekim ayı, sende de Dvorjak dinleme isteğini alevlendirmiyor mu??? 

27 Mayıs 2025 Salı

Mutlu etmek, mutlu olmak

"Hem anneni mutlu edip, hem de kendine ait bir hayatı yaşayamazsın." dedi dinlemekte olduğum terapist, danışanına. 

Danışan uslu uslu dinledi.

Halbuki benim zihnimdeki danışan, tam o noktada: "mutlaka bir seçim yapmak zorunda mıyım?" diye sorardı.. 

2 Mayıs 2025 Cuma

Pitcairn vakası

Dinlediğim bir podcast'te Birleşik Krallığa bağlı Pitcairn Adası'ndan bahsedildi. Bu ada, Pasifik okyanusunun güney tarafında, küçük, gözlerden ırak, volkanik bir ada ve 40 İngiliz vatandaşına ev sahipliği yapıyor. Adaya uçak ya da gemi ile ulaşım mümkün değil, sadece küçük teknelerin yanaşabildiği bir iskelesi var.

cennet görünümlü cehennem

Ada gündeme 1999'da çocuk istismarı ile oturdu. Adada yaşayan 40 kişi, adadaki çocukları yıllardır istismar ediyormuş, kendi çocuklarını evet, herkes birbirinin çocuklarını.. İngiltere durumun ortaya çıkmasıyla online bir mahkeme yapıp suçluları cezalandırmış, şimdi ada nüfusu 35 kişi olarak devam ediyor ve adaya bilimsel araştırma için ya da seyahat için gidenlerin en az 15 yaşında olması, adaya hiçbir surette çocuk götürülmemesi gibi kurallar var.. 

Tüm bunlar olup biterken ada sakinlerinin "size ne, bu çocuklara zarar vermiyor, yıllardır böyleyiz biz" gibi demeçler vermesi de cabası.... Al sana insan ırkının dar bir alanda küçük bir grupla yaşadığında neler olabildiğine dair, doğal bir deney... 

Az nüfuslu ve aşırı nüfuslü yerlerin sorunları bitmiyor. Acaba "ideal nüfus" nedir, merak ettim. Kilometre kareye 50-100 kişiymiş.... Yani İstanbul 5460 kilometrekare, 100 kişiden maksimum 546.000 kişi ahahahaha tamam sustum.

15 Nisan 2025 Salı

Kaygımı al, şarkı yap

Mart başından beri bu şarkı her yerde ve yediden yetmişe hepimizin de dilinde:

Aslında orijinalini hatırlıyor musun, Gotye’nin “Somebody that I used to know”u bu, o zaman da nakarat kısmı feci dilimize dolanmıştı fakat bu versiyonu hakikaten harika olmuş. Ki çok nadir bir şarkının cover’ı orijinalinden daha iyi olur :)) değil mi ama? 

Yoksa bu da mı yaşlılık göstergesi?!

Fakat şunu sormak istiyorum: Gotye versiyonunu ilk dinlediğinde, Sting şarkısı sanmayan var mıdır?! Bu kadar mı Sting kokar bir şarkı?!

Ha bir de, ben bilmiyordum ama orijinalinin de orijinali  Louis Bonfa “Seville” imiş, Anxiety bunun kuyruğunun kuyruğunun kuyruğu imiş..

5 Şubat 2025 Çarşamba

Dört Mevsim

2025'te; dünyanın dört bir yanında çeşitli konser ve görsel etkinliklerle, Vivaldi'nin Dört Mevsim'inin 300. Doğum Günü kutlanıyor. Bu sene içinde kaçırma, bunlardan birine katıl derim. Hakikaten çok güzel işler yapılmış, insanı Dört Mevsim'e bir defa daha hayran bırakmaya yetiyor....

Dört Mevsim, benim çocukluğumun müziğidir. Pazar günleri annem ve babamla arabamıza atlar, bir hava almak için Mudanya'ya doğru giderdik.. Arabanın kaset çalarında çalan kasetlerden (ki tamamı klasikti) biri de Dört Mevsim'di ve ben tüm eseri ezberlemiştim, çalarken eşlik ederdim ve "ne dinleyelim" sorusuna ilk cevabımdı her sefer.. Yaşım 6-9 arası olmalı.. 

Şimdi üzerinden 35 sene geçtikten sonra ve uzun zamandır Vivaldi'nin Dört Mevsimini (fazla çalınmış, fazla klasik, fazla sıradan! bulduğum için) dinlemedikten sonra, bu "ilk aşk"ıma yeniden geri dönüyorum.. Üstelik benim gibi bir klasik meraklısı çıkan oğlumla birlikte... 

300. yıl onuruna, yakalayabildiğimiz tüm konser ve sanat gösterilerine katılmaya çalışıyoruz ikimiz.. İçimdeki çocuk ve onun çocuğu.. Güzel bir duygu bu..

2025 boyunca, Dört Mevsim hakkında dönem dönem yazacağım sanırım....

Anne-Sophie Mutter yorumu

22 Ocak 2025 Çarşamba

Dört mevsim

Dün gece, ailemle ve bizim gibi yetmiş kişiyle birlikte, St. Marko kilisesinde, yerlere atılmış lazyboy’lara kimimiz yatarak, kimimiz oturarak, Vivaldi’nin Dört Mevsim’ini, ışık gösterisi eşliğinde, izledik ve dinledik. 

Buralardaysan, kaçırma. Tanrının bir evinde, bu sefer de bir başka tür dua etmek gibiydi.. 

Telefon gözün ve kulağın algısına yaklaşamasa da, ufak bir kuple buraya:

Ah bu renkler..

Eserin en sevdiğim bölümü de iyiydi

Bizim ibadethanelerde de böyle yanyana yattığımızı ve ne bileyim sanat müziği falan dinleyerek de ibadet edilebildiğini görmek için, daha kaç dört mevsim geçmesi gerekecek acaba?

18 Ocak 2025 Cumartesi

Mutluluk ve özlemle ağlamak

Şu an. Tam şu an hüngür hüngür ağlıyorum, ve mutluluk ve özlemle.. 

Çünkü çok uzun zaman sonra, çok uzun zaman aradıktan ve vazgeçtikten ve hattâ öyle bir melodinin hiç olmadığına, onu benim uydurduğuma inanmaya başladığımda, tam şu an radyoda çalmaya başladı.. Ve ben bunca zaman sonra, kulaklarıma inanamadım, arabayı hemen sağa çekip durdum, gözlerimden yaşlar sicim gibi dökülerek dinliyorum tam şu an..!

Teşekkür ederim sevgili hayat, uzun zamandır aradığım bir puzzle parçasını bana geri verdiğin için…..


Hamiş. Tabii ki şarkıya ağlamıyorum, şarkının bana hatırlattığı varlığa olan özlemime ağlıyorum..

4 Ocak 2025 Cumartesi

Gece ya da gündüz

Franz Ferdinand'ın yeni albümü gerçekten iyi. Bir kuple bırakayım bugüne..

17 Ekim 2024 Perşembe

Kırmızı - 4

Kırmızı denince aklına ilk gelen kelime? 

Benimki ruj. Makyaj yapan biri değilim ama ara sıra kırmızı rujumu sürüyorum ve bu bana kendimi nedense daha mutlu hissettiriyor. Sürmediğim zaman bir eksiklik hissediyor muyum? Hayır. Ama sürdüğümde sanki dünya daha canlı renklere bürünüyormuş gibi geliyor bana.. 

Kim demiş görme organı göz diye? 

Görme; biçim biçim. 

Meraklısına. Zaten çok sevdiğim Mine Söğüt’ten şahane bir podcast serisi dinliyorum bu sıra. Görme biçimleri ile başlamak istersen buraya.

29 Haziran 2024 Cumartesi

Biraz okumak, biraz dinlemek.. ve biraz da hayâl etmek.

Sesli kitap dinleyemiyorum, dikkatim hemen dağılıyor. Hele “alıyodu”, “gidiyodu” gibi R’lerin yutulduğu bir seslendirmeyse, elimden nefretle atmakla kalmıyor, bir de küfür sallıyorum. 

Fakat ev işi, genellikle de temizlik yaparken, okumakta olduğum kitabın - varsa - seslendirmesini - kimin seslendirdiğine özellikle dikkat ederek - dinliyorum. Yaptığım işi mutlandırıyor.

Sait Faik’in çok sevdiğim Havada Bulut’unu da bu şekilde yeniden elime alıp, biraz okuyarak, biraz dinleyerek, biraz daha okuyarak, yavaş yavaş işleyip bitirdim. İbrahim Selim’in sesi beni büyülüyor, kalbimi pırpır ettiriyor, onu fark ettim. 

🤭🤫

Sırf hayâlimdeki imgesine halel gelmemesi adına asla gerçek görüntüsünü merak etmiyordum ama bence kısa boylu, kıvırcık siyah saçlı, kara gözlü, hafif esmerce, gözlüklü bir adamdı bu İbrahim Selim. Evet Sait Faik’le de alâkası yok, biliyorum. Tahayyülüm böyleydi..

Bir de şu var: ne zaman böyle yazılarından ya da sesinden etkilenip tahayyül etsem, gerçeği tam ters şekilde çıkıyor karşıma :) 

Bence her şeyin, ama istisnasız her şeyin, hayâli gerçeğinden daha güzel….

Haha, sanki biraz tutturmuşum bu sefer?
Ama bir 10kg daha zayıf ve birkaç ton daha koyu olsaymış.. :))

20 Haziran 2024 Perşembe

Sevgili Parov;

(Ya da Marcus). Siz Avusturyalılar iyi elektonik müzik yapıyorsunuz. Sen oldun 49, ben oldum 45, hâlâ dinletiyorsun, hâlâ dinliyorum. 

Bir sorum olacak; hani bir an gelir ve o âna dek (herkes gibi senin de) ortamlardaki en iyi müzik zevkine sahip olan kişi olduğun idefixin yerle bir olur ve kendini çağın gerisinde, gençlerin müziğini anlamaz halde buluverirsin ya. İşte o an, yaşlandığını anladığın andır. Anlayamazsan bunu, müzik yıldan yıla kötüye gidiyor der, eskilerle birlikte günden güne eskirsin ;)

Soracağım şu ki; işte o an diyorum, önüne geçilebilir bir durum mudur yoksa kulak yaşlılığına bağlı olarak, biyolojik bir kaçınılmaz son mudur? İkincisi geçerliyse, yapılacak bir şey yok (müzisyensen, belki elâleme madara olacağın o son albümü yapmamayı başarırsın) ama ilki geçerliyse, hâlâ umut var demektir. 

Ne düşünüyorsun bu konuda, Parov?

10 Haziran 2024 Pazartesi

Günün kulağa küpesi

Manu Chao uzun zamandan sonra bu yaz bizleri yeniden mest ediyor. Birkaç gün önce duydum, seversin bence... Tam yaz başı şarkısı.... Otların süt süt kokusu, denizin parlak ışıltısı, yıldızlı sıcacık geceler ve elbette yaz aşkları... Hepsi şarkının içinde resmen.

Çok yeni ve bu sıra radyoda çok çalınıyor, kulağına küpe edeyim de, her dinlediğinde beni hatırla dedim :))

14 Mayıs 2024 Salı

Hamlet olmak

Dün Hamlet'i bilmem kaçıncı kez - bu seferki bir radyo oyunu olarak ama 2017'de tiyatroda izlediğim Benedict Cumberbatch'ten sonra artık zihnimdeki tüm Hamlet'lerin de ona dönüştüğüne şaşarak - bitirince, ne bileyim, bugün elim bir türlü yazıya gitmiyor... 

Hamlet'i gerçekten anlayabilmek için, çok sevdiği birini haksızca yitirmenin acısı ve sonrasında gelen neden? neden? neden? arama evresinin deneyimi gerekiyor insana... 

Dilerim Hamlet'i henüz anlayamıyorsundur....

'Kötü fallar umurumda değil benim. Serçenin ölmesinde bile bildiği vardır kaderin. Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta.' (sanki hazır olunabilirmiş gibi..)

'Neden gece gecedir, neden gündüz gündüzdür, neden zaman zamandır diye düşünmek, gündüzü de geceyi de zamanı da boşa harcamaktır.'

Fakat; derin bir komedi unsuru da vardır Hamlet'te, insan arada kahkahalarını da tutamaz (aynen hayat gibi.). Bunu anlamak için, biraz da varoluşçuluktan çıkıp, gerçekten varolma konusuna eğilmesi gerekiyor insanın. Dün 'daha az sorumluluk, daha çok oyun' demesi gibi, Dr. Uzun yol bilet satıcısı'nın.. :)

Kraliçe: 'Bakın, zavallı yavrum elindeki kitabı okuya okuya buraya doğru geliyor' :)) 

Hamlet: 'Kesin olan bir şey var ki, delilik, yaratıcılığı kışkırtıyor..' <3

10 Mayıs 2024 Cuma

Martı, şefkat, gülümsemek ve ev

'Trajediyle sonlanan bir komedi. Tıpkı hayatın kendisi gibi.' yorumu o kadar iğreti duruyor ki, ne bileyim, 'kendine şefkat duy' ya da 'depresyonda mısın, amaan boşver, gülümse' gibi gibi... 

Martı Jonathan için yapılmış bu yorum vakti zamanında..... Peh. Ucuzluk hiçbir dönemde az bulunan bir özellik olmamış demek ki.

Eski dönemlerden basit ve neşeli bir şarkı.. Home is where i am with you. 

22 Nisan 2024 Pazartesi

Okumak yerine dinleyenlerde bugün

1984’ü bir de radyo tiyatrosu şeklinde dinlemek istersen, storytel güzel bir kayıt yapmış. İçine alıyor, o sıkışmışlık duygusunu güzel aktarıyor, dört saat sürüyor. Tavsiye ediyorum.


“Karımı çocuklarımı alın, boğazlarını kesin, ben de izleyeyim ama yeter ki beni 101 nolu odaya göndermeyin!”

25 Şubat 2024 Pazar

Paco

Miroslav Tadic'le uyuyup Miroslav Tadic'le uyanmadığım bir zaman dilimi de vardı tabii :) 

Paco de Lucia benim klasik gitara merak salmama neden olan sanatçıdır. Şöyle söyleyeyim, akranlarımın Tarkıaaaağn diye çığrıştığı 90'lı yılların tam ortalarında, ben klasik gitar öğrenmeye çabalar, Ege kıyılarının bol sahil ateşli yazlarında "e ama sen ne biçim gitar çalıyorsun, akor bassana"larla, "Akdeniiiiğz akşamlarıııı, bir başkaaaağ oluyooor"larla mücadele ederdim... Bunca mücadele, kan ter ve gözyaşına rağmen, ikinci bir Paco olamadım tabii ama iyi bir klasik / etnikcaz gitar dinleyicisi oldum ve o yıllar beni bugünlere, Miroslav obsesyonuma dek getirdi :) 

Bugün Paco'nun 10. ölüm yıldönümü. Paco flamenko gitarı, klasik ve cazla buluşturan, flamenkoya melez evlatlar kazandıran ilk gitaristtir.. 

Şuraya bırakayım. Sen de güzel bir kahve yap kendine, hava güzelse camı ardına dek aç, temiz havayı içine çeke çeke dinle.... Ölmeyeydi iyiydi ama hayat ölümle anlamlanıyor diyorlar. 

Bence saçmalık.

21 Şubat 2024 Çarşamba

"Şey"ler - 3

Aşk gibi bir "şey"ler:

Makedonsko devojče'nin girişi..... 


Sonra da Lullaby; 


bana tam olarak şunları hatırlatıyor:

- 1996. Ağustos. Ege. 
           .. ilk aşk falan, onları geç, 
                    yaşadığımı ilk kez duyumsadığım yazdı belki de..

- kuru otların süt süt yaz kokusu. 
- o yıllarda adet olan elektrik kesintileri sayesinde idrak edebildiğim, samanyolunun sonsuzluğu.
- saçlarım gece esen ılık rüzgârla uçuşup, arasıra ağzıma girdiğinde aldığım tuzun tadı.
- güneşte yanmış yuvarlak çakıl taşlarının avucuma aldığımda, bıraktığı acıyla karışık doygun zevk.
- gece böceklerinin sonsuz sandığım, fakat gün ışırken yavaşça sona eren konseri.
- sivrisinek ısırıklarının tatlı tatlı kaşınması.
- öğle ezanına karışan börülce yemeğinin, o yazdan başka hiçbir yaz varamadığım tadı.
- büyümenin, sadece bedendeki değil, yürekteki sızısı.
- kalp ağrısının diş ağrısından bile beter olduğu gerçeği
..

Daha da var ya; yetsin bu seferlik. Mart 22'den beri yazmamışım "şey"leri.. Arada yazmalı.

Daldığımız maviden yeniden güneşe çıkabilmek için; Jovanke ile bitirelim:

20 Ocak 2024 Cumartesi

İstanbullu hikayeler

Dinlediğim kitapları Goodreads'e yazmıyorum. Sanırım biraz suçluluk duygusuyla ilişkili; okuma organı gözdür, kulak değil diye bildiğim ve tembelliğe kaçtığımı düşündüğüm için. Okunanlar hanesine yazamıyorum ve dinlenenler hanem de, çok nadir kitap dinlediğim için, yok. Bu sene olsun.

Çünkü güzel bir kitap dinledim.

Osman Balcıgil’i Suat Derviş’i anlattığı İpek Sabahlık’la tanımış ve Hakkı Devrim’in tarihi biyografi kitaplarındaki tadı aldığım için, sevmiştim. Bu sefer İstanbullu hikayeler’ini dinledim. Gözlerimi de kapattım. İstanbul’u düşündüm ;) Martı seslerini, kızılın başka hiçbir şehirde olmayan kırk tonunu, poyrazın denize verdiği o kurşunî tonu ve içinde yaşayan, bu kente rağmen bu kentte yaşayan sevdiklerimi.. En çok da onları çünkü bir kenti o kentteki insanlar nedeniyle özümser ve severiz..

İstanbullu Hikâyeler naif ve hafif bir kitap. Gediklipaşa Çadırcılar Çeşmesi, Çiçek Pasajı, Adalar seferi yapan Güzelhisar Vapuru.. Hele de o; Hayri Bey ile Müfide Hanım’ın hikayesi…. Aaaah ki ne ah!

Dedenin dizine oturmuş, göğsüne başını koymuş, hikayelerini dinler gibisin… Öyle bir tat. 

Çok sevdim. İşleyen organ göz yerine kulak olsa da….