Masumiyet müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Masumiyet müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2025 Salı

Evlilik teklifi!

Bu sabah havhavcanla göl çevresinde yürürken, çok tatlı bir olaya denk geldik. Sabahın 8'inde, -4 derece buz gibi havada, bir adamla kadın fotoğraf çekmeye uğraşıyorlar. Beni görünce adam "bir videomuzu çekebilir misiniz" dedi. Ben kırmızı kayıt noktasına bastığım anda, adam tek dizi üzerine çöktü ve cebinden siyah minik bir kutu çıkarttı. Sonrası gözlerini kutuya dikmiş, şaşkınlıkla iki eliyle ağzını kapatmış bir kadın :))

Çok heyecanlandım, elimdeki telefonu düz tutmak için çok çaba sarfettim. Bir yandan da nedense kalbim adam için çarpmaya başladı, ay ne diyecek evet diyecek mi derken, baktım sarılıyorlar, mutlu son :) 

Sanki birşeylerin "doğuşuna" şahit olmuş gibi hissediyorum. Daha önce hiç şahit olmamıştım, çok heyecanlı bir anmış gerçekten!


Asıl komik olanı unutuyordum. Tam sarıldıkları anda tepemizden belki 10-12 kazlık bir sürü geçti V şeklinde dizilmişler göçe hazırlanıyorlar :)) Ben de kamerayı direkt kazlara çevirdim, kendimi Tarkovsky falan gibi hissediyorum şu an :)))) 

19 Kasım 2025 Çarşamba

Masumiyet müzesi ve değişmek..

Yaş 14-15, başımda kavak olmasa da fıstık çamı ve begonvil yelleri :) Şahane bir yaz geçiriyorum. Ananem var, dedem var, Semo var. Annemle babam iş güç adı altında, bambaşka bir şehirdeki evimizde, çocuksuz yazın keyfini sürüyorlar. Benden beklenen biraz matematik çalışmak, başka hiçbir şey değil... 

Tüm günümü birkaç gün önce fotoğrafını buraya da eklediğim "küçük kamelya"da, denize baka baka, Ağustos böceklerinin senfonisi altında, yazarak ve çizerek geçiriyorum. Çünkü 20ye yakın kitap, boya kalemleri ve bir tomar kağıt getirmişim, tam 3 ay kesintisiz sürecek yaz tatili için. 

Geri kalan zamanlarda hemen evin altındaki denize girip uzun uzun yüzüyorum, bahçede zaman geçiriyorum. Ananemin yemeklerini iştahla yiyorum. Geceleri yıldızlara bakarak hayaller kuruyor, kaydıklarında dilekler diliyorum. 

O zamanlar ne kadar beyaz Türk olduğumu bilmiyorum, herkesin yazı aşağı yukarı böyle geçer sanıyorum. Ve henüz hayatımda tek bir ölüme şahit olmamışım. Ve henüz aşık da olmamışım. Hayatın en masum noktasındayım, herkesin içindeki güzelliğe inanıyorum, her şeye pespembe gözlüklerle bakıyorum.. 

O günden bugüne çok şey değişti, çok şey yitirildi, bazı yeni şeyler kazanıldı, sonuçta ben "şimdiki ben" oldum. İşin tuhaf tarafı, böyle de kalmayacağım, değişmeye, bazı şeylerden yana fakirleşmeye, bazı şeylerden yana zenginleşmeye devam ediyor, apayrı birine dönüşüyor olacağım....

Çok tuhaf değil mi bu? İnsan ister istemez şunu soruyor; "öz" ne peki?

Dedemin buz mavisi arabasının üstüne çıkmışım, 
garajın asmasından üzüm topluyorum sözümona.. 
tuhaf ama, hatırlıyorum bu elbisemi ve o üzümleri..
nasıl unutabilirsin ki?

16 Kasım 2025 Pazar

Bir somun ekmeği paylaşmak

Haftasonları taze ekmek almaya fırına gidiyorum ve bir somun ekmeğin yarısını, iki de kruvasanı alıp eve dönüyor, kahvaltı işlerine girişiyorum.

Neden yarım ekmek de bir değil, koyarsın poşete ertesi güne de taze kalır, sabah sabah onca yolu yürümek zorunda kalmazsın dersen de, şunu derim: taze sıcak ekmek başka bu bir.. Bir de, acaba diyorum, ekmeğin diğer yarısını nasıl biri alıyor? Bu konuda hayaller kurmayı, hikayeler düşünmeyi seviyorum.. sanırım en çok da o yüzden..

Aklımca, bir somun ekmeği paylaşıyor olma fikri, güzel geliyor, ne bileyim…

4 Kasım 2025 Salı

Kış geldi.

Sardunyalarımı bahçeden ev içindeki alanlarına aldıysam, kış resmi olarak gelmiş demektir :)

Güzellerim, bana memleket kokusu ve rengi oluyor. Tam 10 yaşındalar; her Mayıs ayında dışarı, her Ekim ayında içeri, “manzaralı” banyo pencereme.. 

Mutluluk dediğin şey; belki de hepi topu 4 saksı sardunya.. 

Bazı yıllar içeri almak için geç kalıyorum, yaprakları demir moruna dönüyor.. 

O zaman biraz vitamin, kış için humuslu toprak, en çok da her sabah konuşmak, sevmek.. Gülme, evet, ben çiçeklerle konuşan bir kadınım……

Ve bu; bazen; insanlarla konuşmaktan çok daha iyi.

10 Eylül 2025 Çarşamba

Güzel avlumsun, benden sokağa açılsan da *


Üzeri çardaklı avluları, terasları, kamelya ve  verandaları çocukluğumdan beri sevmişimdir. Geceleri milyarlarca yıldızı izlemek için bu açık yaşam alanlarına konmuş divanları, yer minderlerini, bol yastıklı şilteleri de. 

Vakti zamanında çocukken ne oyunlar oynadım, ne öğlen uykuları uyudum, çiçekli, yol yol halı motiflerinde ne hayaller, gündüz düşleri kurdum.. Gençlikte yıldızlar altında sevdicekle ne yaramazlıklar yaptım bu divanlarda, şiltelerde.. Ahhhh o Ağustos gecelerinde, yaprak oynamazken, kulağımda ya uyku böceklerinin ya pink floyd’un nameleri, ne mutluydum..

Sonra hayat ev içlerine taşındı, biraz coğrafi koşullar, biraz da ruhen yaşlanmaktan ama asıl, 2000’lerle birlikte değişen mimari ihtiyaçlar ve heveslerden bence. Modern evlerle birlikte taşlık, veranda, kamelya gibi kelimeler yitirilirken, dar alanda kısa paslaşmalara geçildi..

Ben geçememişim ama… bu tatilde en çok da bunu anladım. Bunu özledim.. Bunun hayalini kurmaya başladım…. İnşallah diyelim.

*

Photos: Gilles de Chabaneix from the book “Greek Style” - Suzanne Slesin, Stafford Cliff, Daniel Rozenszstroch. Link.

*

Başlık: Haydar Ergülen’in “Avlu” Şiirinden

Haydi bir ufacık, tam buraya:

Sevgilim, güzel yazım, 
ince randevu verirsen bana: 
Adam evdir, kadın avlu yaz! 
Ben sana açılayım, 
sense sokağa yaz, 
beni de bir ince vakte ayarla, 
bir adam adası varsa oraya bırak, 
ister ıssız bırak, uğurla, dilersen uğra, 
su gibi yaz: Kadın deniz, adam ada, 
hem bütün adalar kadınla ıssız 
hem adam kadının ortasında tenha..

30 Ağustos 2025 Cumartesi

Görmek hissi üzerine

Fotoğraf perşembe gecesinden. 

İnceciiiik bir de yeninay vardı ama telefonumun kamerası mümkün değil, görmedi. Zaten çektiğimiz hiçbir fotoğraf, çıplak gözle gördüklerimizi gösteremiyor.. Günün birinde eminim teknoloji bunu da başaracak ama içinde bulunduğumuz bu yukarıdaki gibi anlar, zaten sadece gözün algıladığından da ibaret değil; işin içine tene vuran tuzlu ve ılık rüzgâr, burna gelen kekremsi iğde ve ılgın kokusu, kulakları dolduran dalga sesi ve en önemlisi de o ânı özel yapan duygular bütünü…

Yıllarca bu kocaman terasın bu minicik köşesinde ananemle oturup denizi izledik, tatlı tatlı sohbet ettik, birlikte sustuk.. 

Şimdi bugün, tam 12 senedir, ben, tek başıma susuyorum…

Evet dostlarla oturup sohbetler etmek de çok güzel, ama şu ânın yalnızlığı, hüznü, şükrü, bambaşka…

Huzur içinde uyu ananem…….

Aynı köşenin, bu sabah gündoğmadan 
dakikalar önceki hâli..

28 Ağustos 2025 Perşembe

Üzerine sabah güneşi vuran perdeler üzerine

Birazdan yeni bir güne kalkacağım. 

Vücudumu yokluyorum. Almanya’nın aksine, tek bir ağrı yok! Bu nasıl olabilir? Almanya’da heryerim sızım sızım sızlayarak uyanıyorum bir buçuk senedir ve sanki bir teknenin güvertesinde uyumuşum gibi bir katılık içinde… Oysa Türkiye’de yumuşacık, sıcacık ve en önemlisi ağrısız başlıyor günüm! Bu nasıl olur???

Güneş; bu kadar mı etkilisin üzerimde?

Sadece güneş değil ama, üzerine günışığı vuran bu perdelerle de ilişkili olmalı.. Bir tür güven, yumuşaklık hissi, okşarmışçasına, sarılıp sarmalanmışlık, kuşatılmışlık..

Bunu düşünmeli…..

27 Ağustos 2025 Çarşamba

Sevdiğim rutinler - 1

İlle bir ayrıksılık yapacaksın C.! 

Ama ne yapayım, arkadaşların yorumlarımda ben aslında rutini severim’i okuyunca üstüste, tamam ilk yazıda rutine gömülmüş yaşamımdan sıkıldığımı söylemiş olsam da, aslında bazı rutinlerimi ben de seviyorum elbette.. Onlara da haksızlık olmasın şimdi, hem Nietzsche ne der: kendiyle en çok çelişen, en bilgedir! ;)

O nedenle sevdiğim rutinleri de yazmak, hatırlamak, müteşekkir olmak istedim.

İlk aklıma gelen bu:

Ne bu :P

Bu benim 26 Ağustos 2025 versiyonuyla “ideal ev”im.. Çocukluğumdan beri sıkıldıkça kuşbakışı ev planları çizmeye bayılırım ben. Benden başka da yapan görmedim, yani elbette mimarlar ve tasarımcılar plan yapıyor ama bu şekilde berbat, karman çorman, orantısız, amatör işi ve amacı tamamen hayâl kurarak vakit öldürmek olan işler yapan kimseyi görmedim - kesin sen yapıyorsundur ama seni de görmediğim için bilmiyorum derim ki :)) 

Fakat, yazıp çizmeyi bildim bileli, yani 5-6 yaşlarımdan beri, eğer yazmıyorsam, elimdeki kağıtlara mutlaka böyle hayâl planlar çizerim ben.. Yazmak bazen hoşaf eder posamı bırakır ama bu planlar bana her zaman enerji, mutluluk ve rahatlama verir..

Böyle de tuhaf biriyim :) Sosyal intihar oldu sanırım :P

Daha tuhafı eşim de benzer şekilde uçak ve gemi tasarlarmış çocukken (büyüyünce geçmiş onunkisi) ve kızımla oğlum da benden görmedikleri halde, bazen kağıtlara böyle evler çiziyorlar (genetik midir nedir?) Hayatımdaki tatlı bir rutin işte… Haydi diğerlerini de bul C.!

23 Ağustos 2025 Cumartesi

Dedi ki

“İnsanın çocukluk arkadaşları bir başka oluyor” dedi ayrılırken. 12 sene olmuş görüşmeyeli. Bana kalda 20 olurdu ya, onun araması sormasıyla yıllara meydan okuyan bu dostluk, kurur giderdi de.. Bana kalsa.. Ben başaramıyorum çünkü başladığım bir şeyleri sürdürmeyi..

7 saat nasıl geçti bilememişiz; ayrılık saati gelince, sarılıştık, hüzünlendik, gözlerimiz doldu.. Ben ister istemez şunu düşündüm: “Zamanında sokakta oynarken üstüne salça sürülmüş bir ekmeği paylaşmışlık var da, ondan….”

“saf bir sevgi ve hafiflik duygusu….”

22 Ağustos 2025 Cuma

Hayat bazen

Buzluktaki dondurma kutusundan donmuş köfte değil de gerçekten dondurma çıktığında yaşanan beklenmedik mutluluktur………

Beklentileri inadına düşürmemek, umudunu inadına yitirmemek.. :)

Öyle güzel bir Ağustos gecesi ki; sıcak bir rüzgar, uyku böcekleri, 28 derece ısı. Daha güzeli olamazdı..

A. Ş. ve gıyabında da S.’ciğime, bugün için teşekkürlerimle…..

16 Ağustos 2025 Cumartesi

Muffin

Bugün çoooook uzun yıllar sonra, bir muffin'in "tepesini" tek başıma, kendim yiyebildim. Muffin-top bilirsin, bir muffin'in en kıymetli yeridir ve ben nedense yıllardır bu "kıymetlim"le başbaşa kalamamıştım.

Hakikaten ne güzeldi yahu.. Bir sürü vişne, yumuşacık, serin serin...

Anne olalı bana çok tuhaf bir şey oldu, eskiler buna "boğazımdan geçmiyor" derlerdi, çok saçma bulur, dalga geçerdim ama resmen doğruymuş. Çocukların sevdiği birşeyi sırf kendim için alıp yiyemiyorum.. Haydi bu belki bildiğin bir duygudur da.. peki tavşanlar seviyor diye maydonoz ve ahududu yiyememek, köpek seviyor diye camembert peynir yiyememek? 

Psikolojik yeme bozukluğuna doğru gidiyoruz bakalım......... hayırlısı.

Muffin'i nasıl yedin dersen, çocuklar bugün ev dışındalar ve sabah alınan muffin yarına kaskatı olur, tazecikken değerlendirmek lazım geldi :P Hem benim dışımda kimsenin varolduğunu bilmediği bir muffin, gerçekte varolmuş sayılır mı? ;))

13 Ağustos 2025 Çarşamba

Kapı hakkı ne verirsin?

Ahmet Hamdi Tanpınar, "Huzur" romanında bir yerde şuna yakın bir söz eder: "Aç Kapıyı Bezirgân Başı oyununun türküsü devam etmeli....."

Üstad haklı. Çünkü bu türkü de unutulursa, geriye ne kalır, emin değilim......

Burada dursun. Çocukken çok oynardım, çocuklarımla da çok oynadım (hatta bir defasında annem, babam, teyzem, eşim, çocuklar birlikte oynadık) arada sırada aklıma eser evde bu türkü dilime de dolaşır, yani sevgili üstadım, ben elimden geleni, üstüme düşeni yaptım diyebiliriz.....

Hamiş. Bugünlerde yazılar aksıyor, saatler birbirine giriyor, nedeni, çocuklarım 1 Ağustos'ta yaz tatiline girdiler.. Anlayışına sığınıyorum :) Ama dediğim gibi; türkü devam etmeli.......

6 Ağustos 2025 Çarşamba

Elma ağacı

Çocukken çizdiğimiz resmi hatırlar mısın?

Üçgen çatılı bahçeli ev, tahta bahçe çitleri, bir elma ağacı ki üstü kırmızı kocaman elmalarla dolu.. Hatırladın değil mi?

Büyüyünce çok düşündüm; Türkiye’de böyle ev mi var da biz hepimiz bir örnek bu resmi çizer dururduk? Hayır.. E peki nereden öğrendik biz bu resmi bir toplumsal histeri gibi çizmeyi???


İşte o üçgen ev, tahta çit, elma ağacı, elmalar.. Bugün çektim bu fotoğrafları, sabah yürürken.. :) En azından bir yerde varolduklarını bil istedim..

30 Temmuz 2025 Çarşamba

Kim olduğunu öğrenmek..

Kızımın Almanca öğretmeni, okulun son haftası olduğu için, bugün sınıftaki tüm öğrencilere birer kağıt vermiş, kağıdın üzerine isimlerini yazmalarını ve yanlarındaki öğrencinin onlar için 1 cümlelik bir "benim için nasıl birisin, ne anlam ifade ediyorsun, sende sevdiğim şey nedir" yazmalarını ve yanındaki öğrenciye vermesini istemiş. Sınıftaki her çocuk, diğer 25 çocuk tarafından "nasıl biri olarak göründüğünü" anlamış bu sayede.... 

Çok hoşuma gitti. Kızıma yazılanlar; "ihtiyacım olan anda hep yanımdasın, en iyi arkadaşımsın, komiksin, eğlencelisin" gibi özellikler.. Çok gururlandım, mutlu oldum, kendisi de çok mutlu olmuş ki, benimle paylaştı.. 

Belki öğretmensek sınıfımızda, değilsek de aile içinde kendi aramızda bile yapabiliriz bunu.. Otururuz bir masa başına, alırız birer kağıt elimize ve birbirimize "kim olduğumuzu" hatırlatırız.... 

Bir fikir.... 


22 Temmuz 2025 Salı

Dikkatli bir okuruma, sevgilerimle

Dünkü fotoğraftaki kitabı sormuş sevgili dikkatli okurum İ.

Dikkatinize şaştım kaldım, evet dini bir kitap ve çok hoş kakmalı tahta bir rahle üzerinde duruyor ama hayır, Kuran değil. Bu bir Tanah (Tanakh).

Tanah; Musevilerin kutsal kitabıdır ve Tevrat (Musa Peygamber'in beş kitabı) ile Zebur'un (Davud'un kitabı) birleşiminden yani Torah, Nevi'im ve Ketu'im'den oluşur. Hıristiyanlar tarafından Eski Ahit olarak bilinen ve İncil'in ilk bölümünü oluşturan kitapla neredeyse aynı kutsal metinlere sahip olsa da, Tanah içinde bunların sırası Eski Ahit'ten farklıdır. Müslümanlar için de kutsal kitaplar arasında sayılan ve Kuran'daki hikayelerle de birebir örtüşen Tevrat ve Zebur kısımları dışında kalan kısımlar, gelenek görenekler olduğu için, Müslümanlarca ve Hıristiyanlarca kutsal sayılmaz. 

Kitap İbranice ve İngilizce çift dilli ve tabii soldan sağa doğru okunuyor. Dış kaplaması gümüş ve doğal taşlarla süslenmiş. Bize büyük dedemizden kaldı. İçinde çok ilginç (ve çocuklar için biraz da korkutucu) tasvirler de var :) Evet maddi ve manevi anlamda kıymetli bir kitap, ve evet, arada açıp okuyorum fakat dili çok ağdalı... Kutsal kitapların günümüz diliyle yazılması ve okunduğunda da açıkça anlaşılması tarafında olduğum için, genel olarak minimalist olan evimizin çok az sayıdaki "manevi süsleri" arasında olduğunu da itiraf edeyim :) Fakat bir dinin anlaşılması için, diğer tek tanrılı dinlerin kitaplarının da MUTLAKA okunması gerektiğini düşündüğüm için, evet eski ahit ve incili de okudum... Tavsiye de ederim.. Başka sorunuz var mı efenim? :)))

18 Temmuz 2025 Cuma

Hayatı öğrenmek ne kadar zor yarabbi.

İnsanın yavrusu gibi, köpeğin de ilk 1-2 senesi aslında yavruluk.. Ortalama 7 insan yılı, 1 köpek yılına tekabül ediyor.. Bu iki senede aynen küçük çocuklar gibi, hayatı öğrenmeye çalışıyorlar onlar da..

Bugün mesela; dragonfly (helikopter böceği) avlarken kanala düşülürse, boğulunabileceğini öğrendi bizim yavru... Çimene çömelmiş, sana kanal videosu ve fotoğrafları çekiyordum, denklanşöre bastığım an şaaaap diye bir ses, aman çocuk suyun altına battı çıktı debeleniyor derken hop iki üç saniye içinde tuttum çektim çıkarttım. Böylece şaşkının hayatını kurtarmış oldum çünkü su oldukça derindi ve kıyıya tutunabileceği, tırmanabileceği hiçbir yer de yoktu.... 

Silkelenip kuruyunca ve olayın şoku geçince, teşekkür etti :) Ellerimi yaladı, ben de ona "aaaah be kızım, dur daha kim bilir kaç defa totonu nelerden kurtarmam gerekecek..." dedim.. Çünkü öyledir bu işler işte, hep öyledir...... Bazen birinin yanımızda olup totomuzu kurtarması gerekir...

*

Bir zaman geliyor, tam hah şimdi hayatı anlar gibi oluyorum, en azından birkaç mekanizma nasıl işliyor öğrendim derkeeeeen, süreniz dolmuştur haydi yallah.........

Neyse bırakalım bunları da, senin için çektiğim fotoğraf ve videoyu ekleyeyim.. Sesi de aç.. Çok güzel değil mi? Gelsen giderdik, kenarında piknik yapar, ayaklarımızı Alplerden gelen tertemiz buz gibi suya sallardık.... Gelirsin belki...

15 Temmuz 2025 Salı

Almak ve olmak

Dün analizden eve dönerken, sonunda cesaret edip fotoğrafını çektim:

Tam boyutları görülmüyor ama çok büyük bir ev ve mükemmel bir çim üzerinde mükemmel bir trambolin. Bir senedir haftanın en az iki üç günü ve farklı saatlerde önünden geçiyorum. Asla 1 adet bile çocuk görmedim bu bahçede, trambolin hep böyle, mükemmel ve yapayalnız, öylece duruyor... 

İki sene önce biz de ikinci el bir trambolin aldığımız için biliyorum, bu fotoğraftaki, trambolinler arasında en iyi marka ve uçuk bir fiyatı var. Bizimkisi ise, 3 çocuklu bir aileden, çocuklarının büyümesi ve ilgilerini kaybetmeleri nedeniyle hakikaten cüzi bir meblaya ikinci el olarak alındı ve yaz kış demeden her gün, komşu çocuklar ve ziyarete gelen arkadaşlarla birlikte üzerinde atlanıyor, zıplanıyor, amuda kalkılıyor, parande atılıyor, hiçbir şey yapılmayan zamanlarda toplaşılıp fısır fısır konuşuluyor, kitap alıp uzanılıyor, hatta bazen uyuklanıyor ve de horlanıyor :) Tepe tepe kullanılıyor yani... 

Altındaki çimler kurudu, üzerinde birkaç delik var ama buna rağmen, komşunun mükemmel trambolininden çok daha güzel, çünkü yaşama dahil.... 

Bazı insanlar da bu trambolinler gibi; kimi biblo gibi fabrika ayarlarında, kimindeyse yaşanmışlıkların izleri, gedikleri, yaraları.. Sence hangisi daha “güzel”?

8 Temmuz 2025 Salı

Rüya

Gece rüyamda ananemi gördüm. Daha doğrusu görmedim, duydum. Telefonla konuştuk çünkü. İnsanın 12 sene önce yitirdiği sevdiğinin sesini rüyasında bile bu kadar net hatırlıyor olması ne şaşırtıcı ve ne güzel.. 

Ananem bana "ne zaman geliyorsun?" diye sordu görüşmenin sonlarında, uyanmadan hemen önce ve ben de ona "bu sene geç oldu ananeciğim, seneye geleyim" diye cevap verdim.. Şimdi buraya yazalım bakalım, sen de hatırla mutlaka, eğer ölürsem "malum olmuş kadına" der, gülümsersin :) 

En fazla 1 senem kaldıysa gerçekten, hmmmm, acaba neleri tamamlamak isterdim hayatımda?

Açıkcası düşündüm, taşındım. Tuhaf ama... Yok aslında hiçbir şey... Olan biteni kabullendiğim, istediğim şekilde olmayanlara öfke yerine üzüntü duyduğum bir dönemindeyim hayat yolunun. Açık kalmış ve cereyan yapan masallarım yok.. Düşmanım yok. Alış verişte eksik para üstüm yok.. Borçlarım elbet vardır ama yıllar içinde kurun erimesiyle eminim karşı taraf için de önemsiz hale gelen borçlardır bunlar.. Bazı ilişkilerimde daha çok hamdım, bilmeden, istemeden hatalarım oldu ama yıllar içinde hayat bunları bana burnumu sürte sürte öğretti; çoğunu aynen karşı tarafa yaşattığım şekliyle yaşayarak empati geliştirmemi sağladı yani tahterevallinin her iki tarafında da bulundum ve bu şekilde denge noktasını az çok öğrenebildim... Öğrenemediğim de çok şey var ama en azından ucundan kıyısından niyetlendim diyelim.. Her şeye yetemedim, ki zaten kim yetebildi... Ama evet... Sanırım hazırım aslında, bu bir sene içinde ölmeye de hazırım, yaşamaya da.. Hangisi denk gelirse, kabul etmeye de.... Bakalım.... Seneye çıkabilirsem :) Yazarım yine bu konuda... Çıkamazsam da söz ver, bu yazıyı hatırlayıp "kadının içine doğmuş" diyip, güleceksin, tamam mı?

2 Temmuz 2025 Çarşamba

İsimler

Pazartesi Masalı'nda önerilen listeyi yaptım bu sabah. A4 beyaz kağıdına.. Hayat yolunda bana dokunan tüm insanları yazmaya başladım. Aslında fikrim önem sırası vermeden, rastgele, bilinçakışıyla yazmaktı isimleri, bir bir. Fakat yapamadım. En önemli insanı ilk olarak yazıp, en ortaya koyunca, yapamayacağımı anladım...

Benim zihnim rastgele değil sistematik çalışıyormuş demek ki.. Kategorilere ihtiyaç duyuyormuş.. Bu egzersizde ilk fark ettiğim bu oldu. Bir aile bir arkadaş bir hayvan gibi gidemedi zihnim, önce en yakınlarım, sonra bir dış halka diye gitti. halka halka genişledi isimler kağıt üzerinde.. Fakat, mesela taaa çocukluğumdan bir isim gelince, onunla aynı dönemde hayatımda olan önemli isimleri de düşünüp ekleme ihtiyacı duydum. Sonra annemin arkadaşları, aslında ne kadar tanımış olabilirim ki, ama yine de benim için önemli isimler... 

Aklıma gelen herkesi yazmadım, biraz hile yaptım - şimdilik - ve sadece önemli izler bırakanları yazdım. Bunlar arasında hepsini ya seviyorum, ya bir dönem sevdim ama bir şekilde koptu ilişkimiz.. Onları yazdım.. Bana kazık atan, sevgimi boşa çalan, samimiyetinin gerçek olmadığını fark ettiklerimi ise yazmadım hiç.. Yokmuş gibi davrandım - belki şimdilik -

Sonra yol fenerlerimi de yazdım yani bazı öğretmenlerimi, terapistleri, arkadaşlarımın annelerini ve bir şekilde bana yol göstermiş olan kişileri, hatta bu gruba en sevdiğim dört beş yazarı da ekledim. Müzikyen, ressam, sanatçı eklemedim ama, nedense onları o kadar önemli bulmadım. Yazarlar kadar "dokunmamışlar" demek ki bana...

Sonra, aklıma başka isim gelmez oldu.. Belki önü sonu toplasam 100 ya da 120 isim var beyaz kağıdın üzerinde ve beyaz kağıdın yarısı boş.... Bu boşluk garip şekilde, yalnızlık değil de, "ama gelecekte tanıyacaklarım var daha, onlara yer ayırmalıyım" hissi verdi bana.... Tuhaf olan, misal en ortaya ufak bir kalp ve içine C. harfi çizdim ya, çevresi tabii en yakın ruhlarla dolu ama orada bile boşluklar var! Orada bile daha "yer" var.....

Kağıda bakınca, şuna da şaşırdım. Sanki bir hiyerarşi var gibi kağıtta... C. harfinin üstündekiler gerçekten kendimden üstte gördüklerim, hayat öğretmenleri (en üst sağ köşede Dostoyevski'nin olması mesela, altında birkaç ünlü psikolog, kendi analistim) kendimle eşit paraleldeki isimler kadar hayatımda dominant olan figürlerin üstte oluşu ve bazı çok sevdiğim ama ilişkide daha dominant olduğum kişilerin hafif alt kısımlarda oluşu, bunlar çok ilginç geldi bana çünkü bilinçsiz bir şekilde doldurduğumu sanıyordum kağıdı... 

Sağ üst genelde toplumsal figürler, sağ yan ve sol yan aile fakat Almanya sağda, Türkiye solda, anane en üstte, ev hayvanları sağda, en yakın dostlar sağda, eski sevgililer, iş arkadaşları, uzak akraba ve tanışlar solda, alt taraf aslında ilkokul ve çocukluk dönemi, aileyakınları, öğretmenlerim, komşu teyzeler, annemin arkadaşları, evimize yardıma gelen teyze.... Hep bunlar aslında beni desteklemiş, arkamı güçlendirmiş figürler... Çok ilginç... Çocukluk arkadaşları da alt sol. Peki üst sol?

Belki üst sol, gelecek... Henüz bilmediğim insanlar.. Henüz tanımadıklarım... Büyük beyaz bir boşluk.....

Çok ilginç geldi bu bana. Sen de yapsana, belki yazarsın bana ya da bloğuna.... ilginç......

Görseli sadece ilk başladığım haliyle ekledim, sonrası bana kalsın şimdilik..... :)

1 Haziran 2025 Pazar

Birde iki - 3

Anne olmak dedim dün bu yazıyla. Zor dedim. Çocuk büyüdükçe de zorlaşıyor, dedim..

Hep böyle miydi sence? Yani doğal olan bir şeyi, biraz da biz, modern çağın kadınları, zorlaştırdık gibime geliyor. Çocuk sayısı düştükçe, çocuğa ilgi arttı mutlaka fakat bir noktada bu ilginin hastalıklı bir bağlılık halini aldığını düşünüyorum. 

Çocukluğumu hatırlıyorum da.. Ananem büyüttü beni ve benimle hiç oturup da oyun oynadığını hatırlamıyorum. O kendi dünyasında olurdu (bazen ev işleri ama genellikle sosyal aktiviteler) benim de önüme - hiç abartmıyorum - bir kutu düğme atardı ve ben saatlerce o düğmeleri bir ileri bir geri iteler, evcilikler, düşsel hikayeler, maceralar yaşardım..... "Anane sıkıldım...", "Sıkı can iyidir, kolay çıkmaz.", "Peki..." Gider bahçede zaman geçirirdim, karıncaları izlerdim... Acıktım desem zeytinyağlı yeşil börülce yemeği... 

Şimdi düşününce, börülce yiyen, peki diyen, rüya gibi çocukmuşum :)))) Ama bence asıl iş bende değil, ananemin rahatlığındaymış.. "Çocuğa yetebiliyor muyum, sevgimi hissettirebiliyor muyum, ona iyi bir eğitim veriyor muyum, doğru besliyor muyum? Börülce yer mi?" gibi bir derdi yoktu ananemin... Çocuk doğal bir koluydu hayatın ama çocuğu merkezine almamıştı hayatının. "Merkezde" değildim ama çok sevildiğimi, özen gösterildiğimi hissederdim yine de......

İşte doğru olan annelik tarzı bence bu..

"İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol" - Cemal Süreya.

İstediğim, ama sık sık girdiğim endişe bulutları altında asla yapamadığım annelik de bu..... Gördüğün gibi; yine bir ikilem, yine ben ortasında.....

Ananemin "sedir"i.. Karaburun.
3 yaş civarı, yıl 1982 olsa gerek..