adım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2025 Cuma

Jack Kerouac'ing..

Wayward. Geçen hafta başladım. Dün bitirdim. Hoşuma gitti. Polisiye. Kanada masumiyeti.

Orada duydum. Alex onu ormanda bulup, ne yaptığını sorduğunda, "I am Jack Kerouac'ing...." dedi ergenimiz. Ergen dili muhteşem bir şey... 

Kerouac'ı bilirsin, hani Yolda Olmak'ın yazarı. Hayatın anlamını yolda olmak olarak betimler. Gelenekten uzaklaşıp kendi yolunu çizmek olarak da anlayabilirsin. Hoşuma gitti bu deyim: "Jack Kerouac'lıyorum...." :)

Hayat arasında bir sene ben de Jack Kerouac'ladım biliyorsun.. Sırtımda çantam. Yola düştüm. Sonra o yol, hakikaten beni gerçek yola çıkarttı bir süreliğine. 

5 senedir yine biraz yolu kaybettiğimi düşünüyorum. Dönem dönem, yolumu yeniden bulmak için, yeniden yollara düşsem de (Mimas, Mallorca..) gerçek anlamda bir sene falan yürümeli ki insan, gerçek yolu yeniden bulabilsin... Artık öyle bir lüksüm yok. Belki hayatımın ilerleyen bir döneminde yeniden.. 

Başka türlü bir yol bulmalıyım kendi içimde yürümek için. Jack Kerouac'lamak için... 

20 Şubat 2025 Perşembe

Duvarlar ve Kapılar

Hepimizin bir bütünün parçası olduğu düşünülürse, Rûmi ne kadar haklı: “Sana duvar olan, başkasına kapıdır.”

Bazen kendim için çıkış yolu bulamadığımda ama başkası için o çıkışı açık açık görebildiğimde ya da istediğim bir şeye ulaşamadığımda ama başkasına kısmet olduğunda, hep: demek ki başkası için hayırlıymış diyorum. 

Rûmi’den okumadan önce de diyordum. Demek ki yoldayım, bu güzel..

12 Şubat 2025 Çarşamba

Evde yoktum

"Dün dağlarda dolaştım
                        evde yoktum." - İlhan Berk


15 Kasım 2024 Cuma

Güneş saklayan orman

Bu dize Murathan Mungan'a ait. Fakat o ormanı bulan benim :)

Mallorca yürüyüşünü güzelce yazdım bugün, başka bir şey yazmaya halim kalmadı....

Sadece bu bloğun okurlarına bu video ;)

11 Kasım 2024 Pazartesi

İşaret

Bugün pek bedbinim. Güzel şeyler hemencecik bitiveriyor.. Hava gri, ruhum gri, adımlarım geriye geriye gidiyorken.. Yolda karşıma bir direk çıktı.


Gel gel, çekinme, az daha yaklaş..


Mesaj alındıysa, yola devam.. 

21 Mayıs 2024 Salı

Trajik üçlü - 1

Gecenin ya da sabahın 01.25’i. İlaç saatini (03.00) beklerken, bana güç vermesi için Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı’nın 84 baskısına eklenen son bölümünü kim bilir kaçıncıya karıştırıyorum. Bu bölüm hayatın zor anlarında bana hep destek olmuş, saçımı okşamıştır.

İnsan yaşamındaki üç trajediden söz eder kitap boyunca Frankl. Acı / ağrı deneyimi, suçluluk hissi ve ölüm korkusudur bu üçlü. Kısaca, hepsinden kurtulmanın tek yolu, hepsini yaşamak ve kabullenmektir der. Acı ve ağrı korkusunun üstüne gidip onunla yüzleşmek ve acıdan büyümek, suçluluk hissine neden olan suçun cezasını çekmek ve devam etmek, ölüm korkusunu ise zaten ölmüşsün ve bu sana verilmiş ikinci bir şansmış gibi yaşayarak hayatını, o şekilde aşmak.. Yani yaşamak ve devam etmek.

Yarın beni ilk büyük sınav bekliyor. Hazır değilim. Çalışmadığım, lütfedip kitabını bile almadığım yer.. Bunca senedir kaçındığım, yüzleşmek istemediğim yer. 

Çok korkuyorum.

Fakat eğer sağ çıkarsam bu acıdan, bir adım daha büyüyeceğim. Belki buna odaklanmalıyım. 

Oysa Mayıs güneşi altında 
hayat, bildiği gibi devam ediyor.

24 Mart 2024 Pazar

Evci 4: Kendini seçmek

Bazı kitaplar zamanını bekliyor. İlk okuduğumda sıradan gelmişti ama yıllar boyu yine de danışanlarıma önerdiğim kitaplardan biri olmuştu. Geçen hafta yeniden okuyunca, gerçekten bana çok iyi geldi. Benim için doğru zamanmış.

"Hayatta başkalarınınkileri değil kendi değerlerinizi seçiyor olmak; sizi güzel, başarılı ve saygıdeğer kılmaya yeter."

Ustalık gerektiren kafaya takmama sanatı - Mark Manson

Foto: Alakasız gibi görünse de, kitabı okumuş olanlar anlayacaktır..

22 Mart 2024 Cuma

Saklı bir mayın olarak, Polyanna

Hepimiz çamurun içindeyiz, fakat bazılarımız yıldızlara bakıyor. *

Seni bilmem ama Polyanna’nın öyküsünde beni çok rahatsız eden detaylar olmuştur hep. Kavramları ancak tersiyle birlikte anlayabilen yapım, küfürsüz bir şükür duygusunu da bu nedenle kabul etmekte zorlanır, durur.

Nasıl ki sürekli melankolik olmak bir hastalıksa, sürekli tevekkülde ve şükreder olmak da bir hastalık değil midir?

Sürekli bir sakinlik, kabulleniş, olanla yetinmek ve karşılaştırmalı ruh edebiyatı yapıp “daha kötüsü”nü hatırlayarak sevinmek de bir sorun değil midir?

Tabii ki bizim Polyanna’mızı da bu kliniğe getiren, 25 yıllık tüm hayatını sessiz bir kabullenişle yaşadıktan ve kadere asla başkaldırmadıktan sonra, bir sabah kalkıp, mutfağa inip, tezgahtan bıçağı alıp sağ kulağını kesivermesi olmuş.

Sonradan anlaşılıyor ki, bizim kabulkâr Polyanna’mız meğerse tüm kabullenemeyişlerinin acısını çıkarabilmek için, kollarının ve bacaklarının dıştan görünmeyen iç yüzlerindeki o narin yumuşacık etleri, mini mini jiletlerle ince ince doğrar dururmuş yıllardır.

Kimse bilmezmiş, kimse görmezmiş, kimse duymazmış. Ta ki kulak olayına (yanlışlıkla ya da değil, bir gün ayarı kaçırana) dek.

Kulak olayı neyse ki plastik cerrahiyle halledilmiş, biraz da saçıyla kapatıyor o melun anının üstünü. Fakat ruhundaki jilet izlerini kolayca kapatabilecek bir cerrahi yöntem henüz yok.

Durup durup birden patlamak aslında böyle bir şey.

Yaşadığım şehrin altında 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana sessizce yatmakta olan yüzlerce bomba var. Şehir bir mayın tarlası üzerine kurulu. Yılda bir iki defa, yapılan bir kazı sırasında bu bombalardan biri keşfedilir. Bomba imha ekipleri çağırılır, bölge (bazen mahalleler) boşaltılır, 1-2 tonluk bu bombaların patlama sesi kilometrelerce öteden duyulur. Onca yıl saklı kalan bu bombanın üzerinde bazen bir çocuk yuvası, bazen bira bahçesi, bazen de yıllarca bekledikten sonra ilk defa kavuşacak olan iki sevgilinin oturacağı bir tahta bank vardır. Hayat sürprizlerle dolu.

İçinde bir bomba yatıyorsa, bazen kimse (hatta sen bile) farkına varmaz onun. Ve bir gün patlar belki. Ya da patlamadan, biri (belki kendin) keşfeder, seni boşaltır, uzman ekipleri çağırır, kimseye (en çok da kendine) zarar vermeden detone eder seni. 

Kalan boşluğa da (çünkü dert bile olsa, kurtulduğunda bir boşluk kalır hep) bir çiçek bahçesi kurar belki. Ya da bir anaokulu - ki ikisinin de aynı şey olduğunu söyleyebiliriz, değil mi?

* Bu anlamsız sözü de hayatında bir gün bile ekonomik zorluk, sıkıntı çekmemiş asilzade ve keyfi düşünür Oscar Wilde’ın söylemiş olması………

Foto. Alakasız bir özlem. Belki bir yolculuğun molası olur..

20 Şubat 2024 Salı

Yürümenin Felsefesi

Bilirsin. Ben yürürüm.. Yürürken düşünürüm. Ayaklarımla düşünürüm. Bilirsin.

Fakat uzun zamandır yürümüyorum. Kilometreler değil, birkaç adım bile yürümüyorum. Durdum. Kaldım. İlerleyemiyorum. Ve bu yeni düşünme şekli, durağan düşünce, hoşuma gitmiyor. 

Ve durdukça, sanki yürümeyi unutuyorum. Bisiklete binmediği uzun bir kıştan sonra, bisiklete binmeye cesaret edemeyen bir çocuk gibi, korkuyorum. Oysa yürümeyi unutabilir mi insan?

Sanki bir savaştan çıkmış gibi, sanki bir hastalıktan kalkmış gibi, bu hafta 5 gün boyunca kısa ve yavaş da olsa yürümeye ve yürürken de, sanki ayarlamışım gibi, 5 saat süren Yürümenin Felsefesi'ni (Frederic Gros) dinlemeye niyet ettim. Evet bunu yapmak istiyorum. 

Pazartesi akşamı biraz Nietzsche, biraz da Rimbaud ile yürüdüm. Ve şu, çok hoşuma gitti:

"Burası olmayan tek yer; yollar, patikalar ve raylar üzerindedir."

24 Ağustos 2023 Perşembe

Hiç / Her şey

“O bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti” der ya Tanpınar, Halit Ayarcı’yı Hayri İrdal’ın sözleriyle anlatırken.

İşte tam olarak her şeye sahip olmanın anahtarı da bu olsa gerek.. 

Bu sabah bu yola saptım, yol beni kıvrıla kıvrıla denize götürdü. Başka yollar da vardı muhakkak daha düz, daha asfalt, daha ayağını incitmeyen, susuzluğunu hatırlatmayan, A.’dan B’ye daha hızlı ve zahmetsiz ulaştıran. Ama bu yol gibi benim olmazdı hiçbiri..

16 Ağustos 2023 Çarşamba

Benim sokaklarım

İçinden tek başına geçmeyi özlediğim sokaklardan geçiyorum birkaç gündür. Hepsi de maviye açılan, kıvrımlı, süt süt ot kokan toprak sokaklar.. Daha düne dek isimlerini benim koyduğum, söz gelimi “Okaliptusun sağından dönülen” ya da kaç sene öncesinde önüme çıkıveren bir sürpriz sonrası “kaplumbağa sokağı” olan, “kıvrımlı cadde”nin ikinci sağından girilen, “çıkmaz gibi görünüp çıkan sokak” adını verdiğim ve başkalarınca da böyle kabul edilmiş, bahsi geçince hemen anlaşılmış olan bu sokaklara, bu sene isim olarak ruhsuz ruhsuz rakamlar verilmiş. 

Al işte bir tanesi. Bu güzelliğe hiç olmuş mu bu rakam?

Yapacak bir şey yok. Hayat benim dışımda, beni dışında bırakarak ilerliyor.. Bunca yürümelerimin nedeni belki de onu yakalamaya çalışmak?

15 Ocak 2023 Pazar

Adım

Kuzenim 98'de Amerika'ya taşındıktan sonra, çocukluğumuzun geçtiği kasabaya ve anane-dedemizin evine bir daha adım atmak istemedi. "Zihnimde eski günler kalsın, üzerlerine yeni anılar binip de eskileri silmesin istiyorum" demişti. O zaman onu anlamamıştım. Oysa uzun bir süredir anlıyorum ve ben de İstanbul'a gelmekten aynı nedenle korkuyorum.

Dum. Ama bugün o adımı atacağım. Evet zor olacak ama ilk adımlar zaten hep zordur.. 

Eser: Antony Gromley “Quantum Void”

Hamiş. Yılın ilk gününden itibaren adım kelimesini, farklı anlam, atasözleri ve deyimleri de içerecek şekilde hayatıma "yılın kelimesi" olarak katmaya çalışıyorum. Yılın ilk 15 gününün raporunu verirsem; bazı konularda daha girişken, çok fazla düşünmeden adım atmaya hazır, bazı konularda ise benim adım Hıdır, elimden gelen budur!cu olmaya başladım ufak ufak. Bu bana iyi gelecek, hissediyorum..

Hamiş 2. Yılın kelimesi fikri aslında 1971'de Almanya'da Almanca'yı daha da geliştirmek ve çağa uydurmak için başlatılmış bir projeden geliyor. 1990'dan bu yana Amerika , 2004 Oxford, 2006 Avustralya ve tabii her zamanki gibi en geç 2015'te Cambridge'de de sözlükler benzer çalışmalar yapmışlar. TDK'da şimdilik bu konuda bir adım yok.