Masal terapi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Masal terapi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - son

Tam bir senedir sürdürdüğüm her Pazartesi bir bölüm "Judith Malike Liberman - Masal Terapi" okumak ve üzerinde düşünmek projem, bugün sonlanıyor :) Pazartesi Masalları bana çok iyi geldi, umarım sana da iyi gelmiştir.

Son masal: Hayatın gelgitleri

Hayatımızın dalgalarını ve gelgitlerini biz yaratmayız. Ama onlara göre kulaç atıp dans edebilmeyi becerebiliriz. 

Herkes gibi senin hayatının da inişleri ve çıkışları olduğunu reddetme. Vücudunu, zihnini, ilişkilerini ve toplumu iyileştirmek için ihtiyacın olanlar şunlar: zaman, alan ve enerji. Bu da herşeyi bir kenara koyup yavaşlamayı gerektirir. 

Haftanın soruları:

1. Hayatında "iyileştirmen gereken" ne var?

2. İlişkiler, iyileşme dönemlerimiz ve büyüme dönemlerimiz için kilit noktalardır. Destek ağında kimler var? Güvenebileceğin ve sen iyileştiğinde senden ilham alacak, sana güvenecek olanlar kimler?

3. Yavaşlamak sence nasıl bir süreç olur?

Alıştırma:

Her sabah meditasyon yaptıktan sonra, serbest akışla bir sayfa yazı yazmayı alışkanlık haline getir. Daha sonra "gelgitlerin hangi evresindesin" yani "hava nasıl", güneşli mi, yağmur ihtimali var mı, fırtınalı mı, YARGILAMADAN, BU HALİ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMADAN, bunu not et. Güneşli günler kadar fırtınalı günleri de hoş karşıla. Hava durumunu seyir defterine çiz ya da yaz..

:) Belki yeni yılın yeni projesi bu olur, kim bilir? Haydi kal sağlıcakla..

10 Kasım 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 46

Bu haftanın masalı romantik aşk ve gerçekler üzerineydi. Klişeler.. Geçelim. 

Ama şu saptama güzeldi: Romantik aşk deneyimi; kendi içimizde taşıdığımız ama sahiplenemediğimiz bir güzelliği, bir başkasında görüp, hayran olduğumuz bir zaman dilimidir. İçimizdeki bu güzelliği itiraf etmeye korkarız.. 

O zaman; haftanın ödevi: geçmişteki ve şimdiki sevgililerinin sende hayranlık uyandıran özelliklerini yaz, bu sevgili değil de başka hayran olduğun insanların özellikleri de olabilir. Listeni tamamladığında kendine sor: "acaba bunlar kendimde farkına varamadığım özelliklerim olabilir mi?"

*

Haftanın Anti-C'si: Yahu her şey de kendimizle mi ilgili olmak zorunda şu hayatta? Karşındaki sevdiceğin bile "bendeki bir muhteşemlik" olmadan sevilemiyor mu? İmza. Aşkı şu yukarıdaki cikletlerden öğrenen, herşeye ben ben ben dememeyi de ananelerinden öğrenen bizim nesil..

3 Kasım 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 45

Masalı falan bırak şimdi de.. Dedi ki: sevgi; güvenmek ve özgür bırakmaktır. Şimdi bu durumda, bizim geleneksel aile sistemlerinde çocuğunu hakikaten sevgi ile büyüten var mı, merak ettim. 

Bu hafta bunu düşünelim mi? Hakikaten çocuklarımıza tamamen %100 güveniyor ve yine tamamen, %100 özgür bırakabiliyor muyuz?

20 Ekim 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 43

Haftanın masalı değil de, son bir haftanın, aslında birkaç ayın, sürekli önüme çıkan teması; bugünkü yazımın konusu... 

Ama önce bir alıntı:

"Hiç aklından çıkartma İthaka'yı. Oraya varmak, senin başlıca yazgın. Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın. Varsın yıllarca sürsün, daha iyi! Sonunda kocamış biri olarak demir at adana. Yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin, İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.. 

Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka. O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın." - Kavafis.

Sarı bir arabayla, sarı bir yolculuk..

Bazı bazı yürüdüğün yoldan emin olamıyorsun ya.. Sanki sürekli dönüp dolanıp aynı yere geliyor, kaybolmuş hissediyor, anlamını hedefini kaybetmiş hissediyorsun ya.. O noktada; Sisifos gibi görüyor, Sisifos'u da hakir görüyorsun ya.....

Ama yolun getirdikleri var. Daha doğrusu, hatırla, tüm yolculuklarda aslolan vardığın yer, tamam diyip dönüşe geçtiğin nokta olmadı hiçbir zaman senin için asıl konu.. Asıl; yolda olma tecrübesi oldu seni zenginleştiren, değiştiren, geliştiren. Ve sabır.... Sabrı öğrenmek, sabrı sevmek... Yolu sevmek....

Bunları biriktiriyorum. Yazacağım.. Yazmak istediğim çok şey var bu konuda. Az sabır...

7 Ekim 2025 Salı

Pazartesi Masalı - 41

Yılın 41. Haftasında olduğumuza inanabiliyor musun?

Pazartesi Masalı, önceden hazırladığım hayat, ölüm, yeniden doğuş üçlemesi nedeniyle, bu hafta Salı Masalı oldu :) Ve dahası, son masalımızı 18 Ağustos'ta yazmışım... Neyse, açık söyleyeyim tüm bu süre içinde dinlediğim masallar içime işlememişti zaten, ama bu haftanın masalı yaşadıklarıma cuk oturdu, belki de gerçekten hayat dinlemeyi bilirsen, işaretleri okuyabilirsen, sana çok şey anlatmaya çalışıyor. Haydi kaldığımız yerden devam.

Bu sıra hayat yolu.. :)

41: İki Fare

Fareciklerden ikisi sürüden ayrılıp bir kuyuya düşüverdi. Kuyu öyle derindi ki, çırpınsalar da bir türlü tırmanamıyorlardı. Kuyunun etrafına toplanan diğer fareler onlara acıyor, korku dolu gözlerle olan biteni izliyor ve "ah kuyu çok derin, vah vah çok dik, ne yaparlarsa yapsınlar başaramayacaklar, çok kaygan, asla yukarı tırmanamayacaklar.." diye aralarında endişeyle konuşuyorlardı. Bir süre sonra iki fareden biri, vazgeçti ve suyun dibini boyladı. Fakat diğer fare, canla başla devam etti denemeye, bir süre sonra çıkış yolundaki taşları tanımaya, hangi taşların onu taşıyabildiğini öğrenmeye başladı ve sonunda kuyunun tepesine çıkmayı başardı. 

Orada arkadaşlarının "oo tebrikler, nasıl başardın, harikasın.." gibi sözleriyle karşılaşan farenin cevabı şu oldu: "dostlarım! benim kulaklarım az duyuyor, ne diyorsunuz siz?"

Fareler birbirlerine baktılar ve kulakları az duyan fare onlara şunu dedi: "Fakat size müteşekkirim, kuyu başında toplanıp bana şarkılar söylemeseydiniz, beni yüreklendirici fısıltılar etmeseydiniz, ben asla kuyudan çıkabilmeyi başaramazdım!" Bir süre sonra farelerden biri şunu dedi: "arkadaşımızı, ona inanarak nasıl kurtardığımızı asla unutmayalım!" :)

Kıssadan Hisse:

Seçici duyalım. Başkalarının eleştiri ve önerilerine fazla önem vermediğimize kendimizi inandırmaya çalışsak da, sözler bacaklarımızı kesebilir, kanatlarımızı koparabilir.. Seni cesaretlendiren sözleri duy, seni aşağıya çeken sözleri duyma. Bu uygulamanın sadece çevrendeki insanlar için değil, en çok da kendi iç sesin için geçerli olduğunu unutma!

Haftanın Görevi:

İhtiyacı olan biri için, cesaret verici bir mektup yaz. Başkaları için cesaretlendiri sözler söylemek, kendi iç sesimizi geliştirmenin de bir yoludur. Genellikle kendimiz yerine başkalarının potansiyeline inanmayı daha kolay buluruz. Mektubu alıcısına ver ya da ona oku.. 

18 Ağustos 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 34

34: Gerçek zenginlik

İsmi lazım değil, başımızdaki bir yönetici oğlunu da alıp İstanbul’un yedi tepesinden birine çıkmış ve demiş ki: “Bak oğlum, buralar heeeep bizim”. Oğlan da babasına dönmüş “ah babacığım ne güzel cevr cumburlop etmişiz, ne zenginiz, ormanlık alan bırakmamış, heryeri betona dönüştürmüş, altı şeritli yollarla denizi bile doldurmuşuz, ay çok “aşırı” mutluyum yahu” demiş.

Ertesi gün, C. ve oğlu Bursa’nın yüce dağının eteğinde benzer yemyeşil son alana doğru bakarlarken, anne oğluna demiş ki: “Bak oğlum doya doya bak, bu doğa, bu ötüşen kuşlar, bu masmavi gök altında yaşama şansına sahibiz, bütün bunlar seyretmemiz ve tafını çıkarabilmemiz için bizim. Kalbin güzelliği görebildiği müddetçe dünyadaki en zengin adam olursun.”

Kıssadan Hisse:

Gerçek zenginlik daha çok mala sahip olmak değil, daha azına ihtiyaç duymaktır.

Haftanın görevi:

Düşün bakalım: Hayatının sadeleştirebileceğin tarafları neler? Seni ne zengin hissettirir ve hayatını bolluk içinde yaşadığını düşünmeni sağlar?

Çili biberli dudak parlatıcı
💄Nedennn ?!? :)))

31 Temmuz 2025 Perşembe

Pazartesi Masalı 31(2)

Bu haftanın masalı iki parça demiştim, perşembe yazacağıma söz vermiştim..

31: Okuldan ne öğrendin (2):

Anne devam etti.. "4. sınıfta da bir başka öğretmenimiz, sınıfa getirdiği kocaman cam bir vazo içine dikkatle büyük taşlar yerleştirmeye başladı. Vazo artık ağzına dek dolunca bize dönüp: "sizce doldu mu?" diye sordu. Hep bir ağızdan evet dedik. Sonra bir torba çakıl taşı çıkarttı ve çakıl taşlarını büyük taşların arasından dikkatlice vazoya dökmeye başladı. İşini bitirdiğinde bize döndü ve tekrar "sizce doldu mu?" diye sordu. Yine hep bir ağızdan evet dedik. Ama o bir torba kum çıkarttı ve vazoya dökmeye başladı, vazo yine dolmuştu! En son olarak öğretmenimiz bir bardak su çıkarttı ve vazoya onnu da döktükten sonra bize şöyle dedi: "Vazoya önce su ve kumu koysaydık, büyük taşları ve çakılları ekleyebilir miydim?"

Pexels Photo by Alina Vilchenko: link

Kıssadan hisse:

Hayat bu vazo gibidir; önce büyük taşları, sonra çakılları, en son da kum ve suyu koymanız gerekir. Büyük taşlar sizin için her neyse; aile, öğrenmek, enstruman çalmak, doğada vakit geçirmek, sağlığınız... Önce onları koyun, daha sonra daha az önemlileri ekleyin. En son kalan boşluğu da gündelik ıvır zıvırla zaten dolduracaksınız, emin olun... Önceliklerinizi belirlemezseniz, onlar için sonradan asla yer bulamazsınız!

Haftanın ödevi:

Hayatının büyük taşları (öncelik vermek istediklerin) neler?

Önceliklerine sen karar ver. "Akışa bırak", "akışta kal" mantrası ilk bakışta doğru gibi gözükse de, bu her zaman uygulanabilecek bir mantra değildir. Çünkü akışların bazısı, bizi "sürükler"... Başkasının bizim yerimize "gündemimizi belirlemesi" ve önceliklerimizi bulandırmasına izin vermemeliyiz - kızım sana söylüyorum Türkiye gündemini kendi yaşam önceliklerinin önüne koyan sana :P

Üç tür akış vardır: kalp akışı (eğer kısıtlanmazsa, kalbin doğal olarak akacağı yön), sosyal akış (çevrenin sana yapman veya önemsemen gerektikleriri söyledikleri), evrensel akış (ruhunun doğayla, insanlıkla ve ilahi güçle anlamlı bir bağ kurman için çağrısıdır). Bu senin hayatın ve önceliklerine sen karar vermelisin. Üç akışa da kulak ver ama kendi biricik yolunu çiz!

Haftanın oyunu:

Çocukların varsa, bu deneyi onlarla tekrarla ve cam kaseyi her zaman görebileceğin bir yerde tut..

Alıntı:

"Eylemler, öncelikleri gösterir" - Mahatma Gandhi.

28 Temmuz 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 31(1)

Tam da okulumuzun son haftasına denk gelen masal :) İki bölümü var, ben de ikiye bölmek istedim çünkü ikisi de gerçekten muhteşem masallar bence..

31 (1): Okuldan ne öğrendin?

Okuldan nefret eden Jess, annesine sordu: "Neden okula gitmek zorundayım, bu işkence daha ne kadar sürecek?" Annesi cevapladı: "hayat boyu..." Bu cevap üzerine afallayan Jess, "peki okuldan ne öğrendin, hayatın boyunca işe yarayan herhangi bir şey öğrendin mi?" diye sordu.. 

Annesi düşündü taşındı ve dedi ki: "İkinci sınıfta öğretmenimiz biri sıcak, biri soğuk su dolu iki kapla geldi ve bizden elimizden birini bir kaba, diğerini diğer kaba sokmamızı istedi, birkaç saniye tuttuktan sonra, ortadaki ılık su dolu kaba sırayla iki elimizi sokmamızı ve ortadaki suyun sıcak mı, soğuk mu olduğunu söylememizi istedi. Hepimiz çok şaşırdık çünkü bir elimiz su sıcak derken, öbür elimiz soğuk diyordu!"

Kıssadan Hisse:

Öğretmenimiz o gün bize "unutmayın; tek bir doğru diye bir şey yoktur" dedi.... Ellerimiz bile, farklı yerden geldiklerinde birbirine zıt düşebilir. Doğru dediğimiz şey; kim olduğumuza, neler yapmaya alışık olduğumuza, nereden geldiğimize göre değişir..

Haftanın ödevi: 

Tamamen doğru olduğunu düşündüğün bir yargını aklına getir ve sonra hatırla; su hem sıcak hem de soğuk. Bunu bir tartışma sırasında, karşındaki kişinin yargısının tamamen yanlış olduğunu düşündüğün sırada da yapabilirsin.. Bu; kemikleşmiş inançlarımıza olan bağlılığımızı gevşetmek, hayata karşı daha esnekleşebilmek için harika bir egzersizdir..

Perşembe günü haftanın masalının ikinci yarısından devam edeceğim <3

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 30

Haftanın masalı okur yazar olmadığı halde köyün bir tür bilgesi olan dedesini küçümseyen ve "daha okuma yazma bilmeyen insanı başımıza bilge yaparsak, bu ülke tabii ki hiçbir yere gitmez" diye demeçler veren doktora öğrencimizin (! sanırım öğrencilikte son nokta olarak düşünülmüş) dedesindeki bilgeliği yeniden görmesi üzerineydi. Pek klasik.... İşte; dikkat edersek her varlık bir bilge, bir okul, bir eğitim..

Fakat haftanın görevi, benim de ara sıra yaptığım farklı bir meditasyon fikri olarak çok hoşuma gittiği için, buraya onu alıyorum:

Cansız bir öğretmen bul!

Bu etrafında eline geçen cansız bir nesne olsun. Eline kağıt ve kalemi al, nesneyi önüne koy ve ona sormak istediğin sorularını tek tek yaz, sonra da cevabı dinle...

Yani otur, sorularını bilinçli bir şekilde, farkındalıkla sor, kalbinden gelen cevabı da sessizce, sabırla duymaya çalış..... Bazen "asıl soru"muzu açıklıkla sormaktan çekinir, korkar ya da zaman bulamadığımızı iddia ederek geçiştiririz. Oturup buna kendimizi zorlarsak, bir taş parçasına bile sorsak, cevabını alacağız.... İçimizi dinlemeyi öğrenmek ve bunu ara sıra uygulamak gerekir....

Kimi buna dua der, kimi psikolojik terapi seansı, kimi yazmak, kimi yürümek, kimi örgü, kimi bahçe ya da hayvanlarla uğraşmak.. Cevaplayan hep aynı bilge halbuki....

son zamanlardaki çalışma ortamım :) 
arkadaki "yaşanmışlıklar duvarı" benimle arada konuşuyor..
seviyorum merkez!

14 Temmuz 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 29

Bu seferki bir “Çingene Masalı”ymış :)

29: Şeytanın Doğuşu

Yaşlı Baba, bir gece gördüğü rüyadan öyle çok etkilendi ki, aldı eline çekicini, o dünyayı gerçekten yaratmaya koyuldu. Bazı günler heyecan ve beklentiyle çalışıyor, o günü çok dolu ve üretken geçiyordu. Bazı günlerse hayal kırıklığı yaşıyordu; mesela tek boynuzlunun tek boynuzunu bir türlü yapıştıramıyor, öfkeleniyordu :)

Yine böyle hiçbir şeyi hayalindeki gibi yapamadığı bir gün, herşey gerçekdışı ve mantıksız göründü ve Yaşlı Baba öfkeyle çekicini fırlatıp attı. Çekicin denk geldiği kaya parçasından, şeytan oluştu..

Kıssadan Hisse :

Şeytan; hayal kırıklıklarımızdan, bıkkınlık ve çaresizliklerimizden doğar. 

Kendimizi sürekli olumlu hissetmeye zorlamak; hayal kırıklıklarımızı, üzüntümüzü, umutsuzluğumuzu bastırmamıza neden olur ve bunlar eninde sonunda öfkeyi yaratır. Hayal kırıklığımızın bizi ele geçirip “biz” haline gelmeden, onu anlamaya çalışmamız bu nedenle önemlidir.

Haftanın ödevleri

Hayal kırıklığını, üzüntünü ve öfkeni rahatça ifade edebildiğin bir alanın var mı?

Böyle bir alanın yoksa, olumsuz duygularını nasıl ifade edebiliyorsun? Öfke ile mi, savaşarak mı, kaçarak ya da görmezden gelerek mi, kendin de olumsuzluğu besleyerek (yangına körükle giderek) mi, başkalarından yardım isteyerek mi? Yoksa daha doğru bir bakış açısına kavuşabilmek için, biraz geri çekilebilmeyi başarıyor musun?

Kendine son derece anlayışlı bir anne ya da babaymışçasına mektup yaz. Bırak içindeki ebeveyn her şeyi; başarılarını, duygularını, gelişen yanlarını kutlasın (bak övünç değil bu dikkat! Kutlama). Bu mektubu bir zarfa koyup yapıştır ve en çok ihtiyacın olan zamanda aç. 

Aylin Balboa’nın ağaç evindeki masasının üstü nasıl böyle bomboş?!

Haftanın aydınlanması: 

Bak bu noktada ben Türkiyedeki sevdiklerimin, umutsuzluklarını arttırdığı halde, neden sürekli gündemi takip etme ihtiyacı içinde olduklarını sonunda anladım. Çünkü hayal kırıklığı ve öfkelerini özgürce, korkusuzca ve rahatça ifade edebildikleri bir alana sahip değiller......

Peki bunun ne kadarı dışımızdaki zorbalıkla, ne kadarı ise, kendimizi çekip doğru bakış açısına kavuşabilmek yerine, işte bu yukarıdaki 5 yararsız savunma yöntemini inatla kullanmamızla ilişkili? O alanı neden kendimiz açamıyoruz (sanatla, yazıyla, zanaatla, doğayla, gönüllü projelerle vs) da hep başkası bizim için açsın (misal yeni Atatürkler, yeni bir Baba, peygamber hatta Allah) biz de rahat rahat yürüyelim istiyoruz? Biz Türkler değişimin bizzat kendimizle başladığını anlamayı neden başaramıyoruz? Bir düşünmeli bunu..

Lütfen (sevgili kendim ve sevdiklerim) bir alan açalım kendimize..... Ve kendimizi o alana doğru, geriye çekelim. Çok geç olmadan yapalım evet..

30 Haziran 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 27

Bu haftanın masalı bana çok iyi geldi... Çok! 

27: Ayak İzleri

Bir hayat boyu yürüyüp, sonsuzluk okyanusunun kıyısına gelmişti. Boşluğa, sonsuz okyanusa ve dalgaların izine baktı. O sırada, gerisinde ayak izlerini gördü. Kumda kendine ait olanlar ve tam yanında bir çift ayak izi daha. Etrafta kimse yoktu, yalnız yürümüştü.. Gözleriyle görebileceği en uzak noktaya baktı, o izler hep yanındaydı, hiç yalnız yürümemişti! Hayatının tüm önemli anlarını gözden geçirerek geriye yürüdü ve bu gizemli ayak izlerine çoğu yerde rastladı. Hayatının her noktasında yanında, ona eşlik ve tanıklık eden biri vardı! Bunu anlayınca içini derin bir sevgi kapladı. Bir melek tarafından korunup kollandığını sık sık hissetmişti. Sanki sevgi dolu bir varlık onu takip ediyor gibi gelirdi ona hep, şimdi bunun doğruluğunu görmüştü. 

Sonra biraz daha yakından baktı ve durumun her zaman böyle olmadığını gördü. Bazen ayak izleri kaybolmuştu, bu dönemlerin hep hayatının "zor zamanlarına" denk geldiğini fark edince aklı karıştı ve sitem duydu: "Neden? Neden ihtiyacım olduğunda yanımda değildin?" diye isyan etti. 

Kalbinin derinliklerinden cevabı duydu: "Her zaman seninleydim.. Yoldaki her adımında. Hayat yolunda artık yenildiğini hissettiğin anlarda, seni ben taşıdım, onlar senin değil, benim ayak izlerim.."

Kıssadan Hisse:

Ben bu masalı Tanrı'nın en yalnız, en zorda hissettiğimizde bile yanımızda olmasına bağladım. Artık devam edemeyeceğim dediğimiz her an, aslında o bizi yeniden kaldırdı, yeniden yola koydu, yürümemizi sağladı. Kendimizi en yalnız hissettiğimizde bile yalnız değiliz, Tanrı hep kalbimizde, yanımızda..

Yazarın yorumu daha farklı ama o da güzel; en yalnız hissettiğimiz anda bile yalnız değiliz, dünyadaki diğer tüm canlılarla bağlantı halindeyiz. Bu bağlantılar kalp ve ruh enerjisiyle mümkün. Fakat son zamanlarda aklımızı karıştıran ve bu bağlantıyı görmemizi engelleyen çok fazla gürültü var. Mesela medya teknolojileri geliştikçe, kendimizi her an herşeyden bilgi sahibi olma halinde buluyoruz. Bu da bizim asıl bağlantılarımızı zayıflatıyor. Sürekli sosyal medyada ne olduğunu takip etme zorunluluğu FOMO - gündemi kaçırma korkusunu tetikliyor, bu da aslında, gerçeklikten daha fazla kopmamızı sağlıyor. Sürekli haberleri ya da sosyal medyayı takip edersek, gerçekte bizim için asıl önemli olan insanları, ilişkileri, duygu ve hisleri kaçırırız.. Medya bağlılığı, gerçek evren ile (doğa, hayvanlar, en yakınlarımız, asıl sosyal çevremiz) aramızdaki bağı engeller. 

Gerçekten yazar bu konuda haklı. Çok tuhaf ama hiç tanımadığı birinin acısına empati yaparken, en yakınında kendi çocuğunun ya da yakın dostunun acısını fark edemeyenlerle doldu dünya! Bambaşka bir ülkedeki depreme ağlarken, kendi sokağındaki evsizi göremeyenlerle doldu.. Ülkenin güneyindeki orman yangınına üzülüp, kendi sokağındaki parkın çöplerle dolmasına dikkat bile etmeyenlerle......

Haftanın iki görevi:

1. Deniz kenarındaysan denize dümdüz uzan. Bahçen varsa bahçene. Balkonun varsa balkon zeminine ya da hiçbiri yoksa evinin salonunun orta yerine uzan. Gözlerini kapat ve tüm vücudunun suyla, toprakla ya da zemindeki halı veya parkeyle nasıl bağlantıda olduğunu hissetmeye çalış. 

2. Bir kağıda, sana dokunmuş olan tüm insanları yaz, sevdiklerini, seni sevenleri, hiç tanımadığın ama yazılarıyla sana güç ve mutluluk vermiş olanları, ya da resimleriyle, heykelleriyle, müzikleriyle.. Tanıdığın hayvanları, hatta ağaçları ve bitkileri de unutma! Bu kağıdı sakla ve kalbine yeni giren herkes ve herşeyi o sayfaya ekle..

"Sanki ayaklarınla yeryüzünü öpüyormuşçasına yürü" - Thich Nhat Hanh.

23 Haziran 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 26

İkide bir ve Birde iki arasında Pazartesi Masalı ister istemez kaynadı :) Bunca hafta içinde en sevdiğim masalı alıp, devam edeyim diyorum..


23: Mağaradan bir Ders

Aydınlanmaya ulaşmak isteyen bir öğrenci kendisini bir mağarada inzivaya çekmiş ve ustası bu kararını tek bir şartla onaylamış: her ay bana gelişimin hakkında bir cümle haber yollayacaksın. İlk ay öğrenci ustasına "kalbimin bin yapraklı bir çiçek gibi açıldığını hissediyorum" yazılı notu yollamış. Usta yüzünü ekşilmiş, notu buruşturup atmış. İkinci ay "Kalbim evrenin kalbinin küçük bir parçası" notu yine çöpü boylamış. Üçüncü ay "evren bana birlik dalgaları yolluyor", yine çöp. "Evren benim aracılığımla benimle konuşuyor" Çöp. "Her şey bir, hem bir zerre, hem de yaratıcıyım" hooop yine Çöp.

Artık usta öğrencinin gelişiminden umudunu kesecekken, o ay hiç not gelmemiş! Meraklanan usta, öğrencisine bir hatırlatma yollayıp aylık raporunu sorunca, şu cevap gelmiş: "Kimin umurunda....."

"Sonunda!" diye bağırmış Usta, "sonunda anladı" :))))

Kıssadan Hisse: Çabalama. Aşmaya çalıştığın sınırlar, aslında hiç varolmamış olabilir mi? Bazen ilerlemek için gereken, çabalamaktan vaz geçmektir. 

Haftanın Görevi: Mola ver. Günlük hayatında sürekli yinelenen eylemlerden birini seç. Örneğin yemek yapmak, ibadet etmek, çocuğunla ilgili bir süredir sürekli hale gelen bir endişeyi yaşamak. Bu eylemi yaparken, bir dakikalık bir mola ver, derin bir nefes al ve kendine hatırlat: "Kendimden hoşnutum ve herşey olması gerektiği gibi. Şu yaşadığım an tümüyle tatmin edici ve tam olması gerektiği gibi."

26 Mayıs 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 22

22: Yaratık

Bu haftanın masalı çok anlamsızdı; sanırım Kurtlarla Koşan Kadınlar'daki masallara özenilmiş fakat masal çok kısa ve özet mi geçilmiş, kurgu mu yok edilmiş bilemedim (mavi kurdele metaforu çok eksik kalmıştı mesela) yazarın elinde patlamış. Dolayısıyla buraya taşımayacağım fakat mesaj iyiydi.

Haftanın mesajı: 

Aşk ile incinmekten korkma. Aşkı arıyorsan, ondan kaçma, hayallerinin gerçekleşmesi olasılığından kaçma. Aşkı gerçekten hissetmek için kalbimizi açmalı ve karşılığında kırılabilme riskini de kabul etmeliyiz. İncinebilir olmamız, insan olmanın bir parçasıdır.

Haftanın görevi:

Aşk ya da diğer yakın ilişkilerinde, incinmemek için "kaçındıklarını" düşün, buna değer mi? Hayatı hissedebilmek için, olumsuz duygulardan kaçma, incinmek, üzülmek de hayata dairdir ve seni "mutluluk"tan çok daha fazla yontar, şekillendirir, olgunlaştırır.

Dünyayı olduğu gibi sevmelisin. 

"Yağmuru seviyorum diyorsun, yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. Güneşi seviyorum diyorsun, güneş açınca gölgeye kaçıyorsun. Rüzgarı seviyorum diyorsun, rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun. İşte beni sevdiğini söylediğinde, bunun için korkuyorum.." - Anonim - denmiş ama Rûmi'den de okumuştum ben ;)

19 Mayıs 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 21

21: Domuz

Guru, meditasyonda iki rüya görmüştü. Öğrencilerini çevresine topladı ve rüyalarını anlatmaya başladı. "Bir hafta içinde öleceğim ve dünyaya bir domuz olarak geri geleceğim. Bir domuz olmak kesinlikle istemiyorum ama beni bekleyen kaderi değiştiremem" dedikten sonra, şöyle devam etti: "X köyünde öldüğüm gece doğacak üçüncü domuz ben olacağım ve burnumun üzerinde kahverengi bir leke olacak. Sizden bu köye gitmenizi ve beni bulup hemen öldürüp, özgürlüğe kavuşturmanızı istiyorum."

Öğrenciler aynen bu kehanetteki gibi gurunun öldüğü gece o köye gittiler, burnu lekeli domuzu annesini emerken, samanlar altında ve çamur içinde hoplar zıplarken buldular ve tam öldürmeye hazırlanırken, domuzdan cılız bir ses geldi: "Lütfen beni öldürme! Domuz olmanın bu kadar eğlenceli bir şey olduğunu bilmiyordum!" 

:))))

Kıssadan Hisse: 

Deneyimlerimizden çok daha fazlasıyız, olduğumuzdan çok daha farklı potansiyellerimiz var. Şu an yaşadığımız hayat, deneyimlerimizden sadece biri, dolayısıyla her an fark yaratabilir, olduğumuzdan bambaşka bir şekilde de mutlu, üretken, verimli olabiliriz. Kendini "şu anki halinle" kısıtlama..

Haftanın Görevi:

Hayatının başka bir "boyutunda" olsan, yapmaktan hoşlanabileceğin başka işleri düşün, hayâlinde kendini bu işleri yaparken canlandır. Seçilmemiş bu yolların her biri, yine de senin bir parçan. 

Bir günlüğüne iş değiştir, meselâ gönüllü bir iş yap, bambaşka bir mesleği denemek için zaman ayır (ellerinle yapacağın bir iş meselâ). Bu "alternatif sen"in nasıl hissettirdiğine bak..

Kendime Hatırlatma: 

Bu sıra bu mesaj çok fazla mı önüme çıkıyor, son eklediğim videoda da "bir farklılık yaratmak için, önce o farklılığı bir dene, bak bakalım hakikaten sevecek misin?" denmiyor muydu! Hatta daha dün, şu mesleki eğitim deneyiminde de "of bu alan çok sıkıcı bir hale gelmiş, bambaşka bir alanda bir şeyler yapsam nasıl olurdu" demedim mi? Hayat bana bir mesaj vermek istiyorsun, duyuyorum seni :) Duyuyorum da, nereden başlayacağımı bilmiyordum.. Bu haftanın göreviyle başlayayım haydi....

12 Mayıs 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 20

20: Çiftçi ve Mısır

Tarım ürünleri yarışmasında, mısırları en iyi kalitede bulunup, birinci seçilen çiftçi, mısırlarının tohumlarını diğer tüm çiftçilere dağıttı ve bu davranışının hiç de öyle örnek, yüce gönüllü bir davranış olmadığını da şu sözlerle açıkladı: "Mısır tohumları rüzgârla tarladan tarlaya atlar. Eğer komşularımın mısırları da en az benimkiler kadar kaliteli olmazsa, bundan ben de zarar görürüm."

Kıssadan Hisse: "Hepimiz bir'iz. Tıpkı tarlalardaki gibi, aramızdaki sınırlar da bir ilüzyondan ibarettir. Sandığımızdan çok daha güçlü bağlarla bağlıyız.. Bütün yarışlar, aslında insanın kendi kendisiyle yarışıdır. Eğer başarılı olmak istiyorsan; içinde bulunduğun topluma katkı yap, oyunun seviyesini yükselt. Çevreni beslersen, kendini de beslemiş olursun."

Haftanın Görevi: İçinde bulduğun sosyal toplulukla alışverişini düşün, sen bu topluluğa neler katıyorsun, onlar sana neler katıyor? 

"Yaratıcılık bulaşıcıdır. Bulaştırın." - Albert Einstein.

5 Mayıs 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 19

19: Benim tek arkadaşım..

Bir şehirde, öğrencileri tarafından çok sevilen, çok bilgili, dersleri tıklım tıklım takip edilen bir haham yaşarmış. Sınıfın geneli hahamı öyle sever öyle sayarmış ki, ne dese altın bir öğüt gibi dinler, yerine getirmeye çalışırlarmış. Fakat bir öğrenci, aksine, her gün derslerde hahamla zıtlaşır, sürekli tartışmalar yaratır, dersin dinginliğini bozar, hiçbir şey yapamazsa da sıkıldığını ifade eden esneme, üflemelerle dersi sürekli bölermiş.

Günlerden bir gün, bu öğrenci birden bire ölüvermiş. Cenazesine katılan haham, öyle üzgünmüş, öyle çok ağlamış ve dövünmüş ki, öğrenciler "acaba haham bu kötü öğrenci ahirette hesap verdiği, cezalandırıldığı için mi ağlıyor" diye merak etmişler. Hahamın cevabı ise çok başkaymış: "o benim tek gerçek dostumdu, etrafım hep bana hürmet edenlerle doluydu, o ise herkesin aksine beni zayıflıklarımla gördü, eleştirdi,her gün daha iyi bir insan olmam için bana meydan okudu ve benim kendimi geliştirmemi sağladı. Korkarım o gittiği için artık asla kendimi geliştiremeyeceğim.."

İsrail, 2005.

Kıssadan Hisse: Gerçekten seversen, onun gelişmesini istersin. Bir insanı sevmek, onu olduğu gibi kabul etmek değildir, aksine, onun kendini geliştirmesi için onu desteklemektir. 

Haftanın Görevi: 1). Kendini tutup söylemediğin, fakat içten içe sevdiğin kişilerin kendini geliştirmesine vesile olacak düşüncelerin var mı? Onu eleştirirken, aslında ona özen gösterdiğini anlaması için, hangi sözcükleri kullanmalısın? 2). Sevdiğin kişilerden kabul etmekte zorlandığın eleştiriler aldın mı? Onların asıl altta yatan ilgilerini görmeyi deneyebilir misin?

"Eleştiri yağmur gibi, bir insanın köklerine zarar vermeyecek kadar nazik yapılmalıdır". - Frank. A. Clark

28 Nisan 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 18

18: Karı koca dağa karşı

Karı koca, evlerini (huysuz) bir dağın yamacına kurmuşlar ve ne bahçelerinde bir bitki yetişiyormuş, ne de dağ onlara rüzgar ve yağmurdan başka bir şey veriyormuş. Yıllarca soğuktan titreyip, açlıktan bıktıktan sonraa, canlarına tak etmiş ve bir bilgeye başvurmuşlar. Bu bilge onlara: dağa bağırın çağırın, öfkenizi gösterip onu korkutun, göreceksiniz dağ kaçıp gidecek demiş. Karı koca bunu günlerce denedikten ve bir sonuç alamadıktan sonra ikinci bir bilgeye başvurmuşlar. O da onlara: öfke hiçbir şeye yaramaz, dağa sevginizi gösterin, ona çiçekler hediyeler sunun diye önermiş. Karı koca bunu da uzun süre deneyip yine sonuç alamayınca, üçüncü bir bilgeye başvurmuşlar (bölgede herkes bilgeymiş maşallah). Bu bilge onlara: yahu öfke ve sevgi işe yarar mı hiç, işe sadece dans yarar, şimdi eve gidin, tüm eşyalarınızı toplayın, gözlerinizi kapayıp, iki ileri dört geri adımdan oluşan dansı edin. Bunu bir gün boyunca yaptıktan sonra açın gözünüzü ve oraya evinizi yeniden kurun demiş :)))

Kıssadan Hisse: O zaman dans! :)) 

(C) Yiğit Özgür

Yani daha açık olarak: hareket et, etrafındaki koşullardan memnun değilsen, o zaman “etrafını” değiştir. Seni besleyen ortamlara git, seni beslemeyen, sana iyi gelmeyen ortamlardan, insanlardan uzaklaş! 

Haftanın Görevi: Sana iyi gelmeyen insanlarla neden hâlâ birliktesin, onları neden hayatından çıkartamıyorsun bir düşün. Sorun gerçekten onlar mı, yoksa senin korkuların mı?

14 Nisan 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 16

16: Cebimdeki değerli taş

Sultan, kılık değiştirip şehir gezmelerini yaptığı bir gün, yoldaki berduşların arasında, vakti zamanında saray bilgeliğini yapmış olan birine rastlar ve onun başına gelen bir seri talihsizliklerden sonra, sokağa düştüğünü görünce, ona fark ettirmeden cebine değerli bir taş koyar. Şöyle düşünmüştür; onlarca yıl saray bilgeliği yapan bu adam, cebindeki taşı görür görmez değerini anlayacaktır. Onu satıp, hayatını yeniden eline alabilir..

Fakat birkaç ay sonra aynı köşede aynı berduşu yine yatar halde görünce, kendini tutamaz ve cebindeki taşı neden satmadığını sorar. Berduş ona deliymiş gibi bakar ve der ki: “Yapma beyim, ben ki senelerce türlü talihsizliği yaşadım, benim cebimde değerli taş ne arasın?!”

Kıssadan hisse: Hayat her an değişebilir, talihsizliğini de, talihini de genelleme. Olan bitene değil, önünde olacaklara odaklan. Hayat her gün cebimize farklı elmaslar koyar, bize düşen, onları fark etmektir.

Haftanın görevi: Cebine güzel bir çakıl taşı koy ve onun, kimsenin görmediği bir elmas olduğunu hayal et. Nasıl bir elmas bekliyorsun hayattan?

7 Nisan 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 15

15. Hafta: İşimiz Allah'a kaldıysa..

Papaz efendi o kadar inançlıydı ki, halkına örnek olmak için, yaşanan sel felaketinde bile kilisesini terk etmemeye, Tanrıdan bir kurtarış beklemeye karar verdi. Cemaatinden birçok kişi onu ikna etmeye, kendileriyle birlikte güvenli bir yere gitmesine yardım etmeye çalışsa da, o Tanrıdan gelecek yardımı beklemeye ve insanları da inançsızlıkla suçlamaya devam etti. 

Sonunda da sele kapılıp öldü.

Öbür dünyada meleklerle karşılaştığında da "Tanrı bana neden yardım etmedi?" diye iayan edince, melekler de ona dediler ki, "Tanrı sana üç farklı kişi elçiliğiyle yardım etmeye çalıştı ama sen hiçbirini dinlemedin ki.." 

*

Bu sana da şu fıkrayı hatırlatmadı mı? Temel senelerce her gün "Allahım ne olur büyük ikramiye bana çıksın" diye dua ettikten sonra, bir gün ölür, cennete gider ve "Tanrım sana her gün dua ettim, neden ikramiyeyi bana çıkartmadın?" diye hesap sorar. Tanrı da der ki: "Hiç bilet almadın ki be adam!".....

Kıssadan hisse: Bazen kaderin sana bir iyilik yapmasını beklemek değil, kendi kendine harekete geçmek ve işi bitirmek gerekir.... Çözümleri sürekli kendi dışında arama!

Haftanın görevi: Yardım ya da rehberlik beklediğin bir durumu düşün, sonra sana en çok yardımı dokunacağını düşündüğün çözümü bir kağıda yaz. Sonra bu çözümden bilerek vazgeç ve alternatif çözümleri düşün. Bakalım nasıl ışıklar yanacak yolunda..

31 Mart 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 14

Mart ayında yazmaya ara verince, Pazartesi Masalı serime de 5 hafta ara vermiş oldum. 15. Masaldan itibaren düzenli devam edeceğim, fakat aradan geçen bu 5 haftada dinlediğim 5 masal arasında, beni en çok etkileyen masalı yazmak istiyorum önce.

11: Şehriye Çorbası

Haham Eli ölüm döşeğindedir ve başucundaki oğlu, ona "babacığım, sana hazırlamamı istediğin bir yemek var mı?" diye sorar. Eli düşünür ve yıllaaaar öncesinde, çok soğuk bir gecede, çok uzun bir yolun bitiminde kaldığı fakir bir handa yediği şehriye çorbasını asla unutamadığını, tüm bir hayattan geriye bir tat kalacaksa, onun bu şehriye çorbası olduğunu söyler. 

Eli'nin ölümünden sonra, oğlu babasının izinden bu hanı bulur ve sahibinden ona bu şehriye çorbasını yapmasını ister. O zaman kadın, yıllar önce hana gelen yolculara yaptığı fakir çorbayı hatırlar. Çorba neredeyse sudan ibaret olsa da, kadın Tanrıya çorbasının lezzetli olması ve gelen misafirlerin beğenmesi için dua etmiş, çorbayı sevecenlikle, misafirleri mutlu edebilmek umuduyla pişirmiştir..

Kıssadan hisse: Bazen karşımızdaki insanın dertlerine çözüm bulabilecek durumda değilizdir. Fakat orada olmamız, onu dinlememiz, yanında olmamız, ona verebileceğimiz en güzel armağandır. Çözüm bulmak zorunda değilsin, ama orada, yanında ol! 

Haftanın düşünce ödevi: Vücudumuzu yemeklerle besleriz, peki ya kalbini neyle besliyorsun?