izledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2025 Perşembe

Suç nedir, suçlu kimdir?

Dün, ödüllü belgesel "The perfect neighbor"u izledim. Konu, özetle Ajike Owens isimli 4 çocuk annesi siyah bir kadının, Susan Lorincz isimli beyaz bir kadın tarafından öldürülmesi. 

İlk bakışta "aman yarabbi" diyor, kadını bir canavar olarak görüyorsun.. Sonuçta çocuklar mahallede sokakta oynuyorlar, evde tiktok izlemelerinden ya da daha beteri sokaklarda suça karışmalarındansa, sokakta futbol oynuyor, koşturuyor, kaykayla kayıyorlar... Tek suçları "fazla gürültü yapmak ve Susan'ın arazisine izinsiz girmek". 

Fakat ikinci bir bakış var. Susan bu çocuklardan neredeyse 2 senedir polise şikayetçi ve çocuklar sürekli onun bahçesi içinde oynuyor, oyuncaklarını onun bahçesi içine bırakıyorlar.. Susan defalarca polis çağırıyor ve olaydan sonra da diyor ki "Florida kanunlarına göre evimi arazimi koruma hakkım var" ve aynı zamanda çocukların annesinin gece vakti kapısına dayanıp kapıyı dakikalarca yumruklayarak "seni öldüreceğim, aç kapıyı" diye bağırması beni çok korkuttu. O beni öldürecek sandığım için, evime girmemesi için, kapıyı açmadan, kapının arkasından ateş ettim ve bilmeyerek öldürdüm.

Bir anne ama aynı zamanda da bir hakikaten yüksek volümlü çocuk sesinden hiç hiç hiç hoşlanmayan insan olarak, ikisini de anlıyorum. Fakat asıl terapist olarak, kimsenin nedense görmek istemediğini gördüm bu belgeselde... Susan'ın önceki hayatında bir tecavüz hikayesi var. Ve Susan, tamamen polis kayıtlarından yapılan belgeseli (aktörün oynadığı değil) izlediğim kadarıyla %100 eminim, bir Paranoid Şizofreni hastası, buna kimsenin dikkat etmemiş olmasını aklım almadı..... Susan'ın tüm kayıtlarda defaatle söylediği "korkuyorum korkuyorum, evime izinsiz giriliyor, alanıma izinsiz giriliyor" tüm bunlar iyileştirilmemiş bir tecavüzün travmasına işaret ediyor. Üzerine paranoid şizofreni eklenince, bu kadının başka bir seçimi gerçekten olabilir miydi?? Olayı "ama öldürmemeyi seçebilirdi"ye indirgemek ne kadar kolay veya doğru? Tüm duyuların "yaşamın tehlikede" diye bağırıyorsa....

4 çocuğun haline ne kadar üzüldüysem, Susan'ın tedavi alamamış olmasına ve bu hayatta bu kadar kaybolmuş bir noktaya gelmesine de o kadar üzüldüm açık söyleyeyim..... Bir ilaca bakardı çünkü....

Burada "her tedavi edilmemiş şizofren birini öldürebilir"i haklı çıkartmaya çalışmıyorum yanlış anlaşılmasın. Fakat bazen ruh sağlığı yerinde olmayan insanların, tedavi yerine ceza almaları bana hiç adil gelmiyor... Hele ki bunu belgeselleştirirken (yönetmen ölen kadının kuzeni bu arada) hiç değinilmemesi hiç adil gelmiyor... Çünkü evet "siyahı öldüren canavar beyaz" teması gayet güzel gözümüze gözümüze sokulmuştu ödüllü belgeselde.

Son olarak. Elbette asıl suçlunun "florida kanunu" olduğunu düşünüyorum ben de. Alanımı koruyacağım diye marketten su alır gibi silah alabilmeye, hiçbir denetimin olmamasına bağlıyorum. Ki o zaten aklı başında her insanın zaten çıkacağı sonuç.... Ama çevremizdeki tedavi alamayan ruh sağlığı bozuk insanları düşününce, onlara destek veremeyişimize, ruh sağlığı çalışanları ya da genel olarak "komşular, arkadaşlar, aile" olarak bunu görmezden gelişimize ne demeli? 

Susan suçlu. Ama bizler suçsuz muyuz gerçekten?

Göz ardı etmek; asıl suç bu değil midir?

Hamiş. Bu yazıyı şundan yazdım. Bu sıra aynı sorun bizim kokoş mahallede yaşanıyor. Mahalleye bir sığınma evi kuruldu ve bizim kokoşlar asla istemedi, imza falan topladılar. Yine de kuruldu. Şimdi oradaki genç ve çocuklardan, gürültü ve taşkınlık yapıyorlar diye aşırı şikayetçiler, sürekli polisi arayan bir grup falan var.. Umarım sonu böyle olmaz..

12 Ağustos 2025 Salı

Banff 2025

Dün gece açıkhavada yıldızlar altında BANFF Dağ Festivali filmlerini izledik. Akşam 19-20 arası parktaki ufak anfitiyatroda piknik örtülerimizi yere serdik, benim evde hazırladığım sandviçler ve meyveleri mideye indirdik, yavaş yavaş inen geceyi izleyerek film saatinin gelmesini bekledik, sonra 21-24 arası bu senenin en iyi beş kısa filmi, kurulan dev ekranda arka arkaya gösterildi.

Kaya tırmanışçısı ADHD’li kızın kayadan düşüşü sonrası yaşadıkları, iki kafadarın Avusturya’dan çıkıp trenle ülke ülke dağları geçip Kayseri’ye Hasan Dağı’na ulaşmaları, muhteşem çekimlerle bisiklet akrobasisi, aynı yaz 3 maraton yarışını kazanan kadın ve son olarak da eko-çiftlik işleten kayakçı adam; hepsi çok ilginçti.

Şunu düşündürdü; obsesif olmadan, olmuyor….

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Ferahlık - 2

Yine yağmurlu, serin, evde ve plansız geçen bir gün..

Saatlerce izleyebilirim sanırım...... belki sen de seversin.

24 Mayıs 2025 Cumartesi

Minimalizmde boyut atlayanlar

Hep diyorum ya, minimalizm çocukların yoksa mümkün diye. 

Bu aile bana bu sözümü yalattı... 3 çocukla 40 metre kare.

Yapabilir miydim, asla. Ama yapabilen varmış. 

Şapka çıkartıyorum...

22 Mayıs 2025 Perşembe

Love, death & robots

Yeni sezonu başladı yuppiiii. Duyduk duymadık demeyin.

Tadımlık ;)


Bir de... Özlemişiz yahu, sağol LDR, hatırlamak iyi oldu:



9 Mayıs 2025 Cuma

Gravity problem

Dün, bir arkadaşla yetişkin çocuğu hakkında dertleşirken, birden aklıma şu efsane Ted x Stanford konuşması geldi. 

Hani bazen biri, sürekli aynı konuda sana dertlenir, mızırdanır durur ve bir türlü bu problemi çözemez, eli kolu bağlıdır, şartlar vs. der ya. Sen de ona diyebilecek her şeyi söylemişsindir ama dilinin ucunda da şu kalmıştır ya: "yahu kardeşim, sürekli bu konu, sürekli bu konu, ya değiştirmek için bir adım at, ya da kabul et, sus otur"... Hah işte tam bu durumun bilimsel açıklaması Gravity Problem oluyor. 

Eğer o problemi ele almaya gönlün yoksa, o problemi çözme şansın da yoktur.

Eğer bir problemin varsa ve bunu çözmek için hiçbir adım atmıyorsan, bu kısaca, senin hayat koşulundur. Yapılacak tek şey: kabullenmek. Ve susmak! Gözünü seveyim susmak.... Mıy mıy mıy mıy..

Susmadan önce, bahsettiğim bu efsane konuşmayı ekliyorum:

16 Nisan 2025 Çarşamba

Duyduk duymadık demeyin

Gelmiş geçmiş ennn iyi dizinin yeni sezonu başladı ve şimdiye dek izlediğim ilk üç bölüm de şahaneydi.

Duyduk duymadık demeyiiiin.

3 Nisan 2025 Perşembe

Dizi: Ergenlik

Bazıları "binge izleyip aynı günde bitirdim" yazmışlar ama biz ancak 10 günde bitirebildik :)) Elbette ergenlik öncesinde iki evlat sahibi olarak, etkilenmemek, endişelenmemek elde değil. Bu dizi bana System Crasher'i hatırlattı ama o çok daha iyiydi açıkcası. 

Fakat asıl, ben kafayı "tek çekim"e taktım! Yahu nasıl olur 1 saatlik bölümler hiç "cut" yapmadan tek seferde tek kamerayla çekilebilmiş!? Bu nasıl bir planlama ve oyunculuktur? Vallahi teknik bakmaktan (hele 2. bölümün sonunda kamera birden havalanıp uçtu ve sonra konup yine kesintisiz devam etti ya!) nasıl yaptılar bunu diye diye, diziye konsantre olamadım.. 

Bu tür tek sefer çekimler tabii insanı daha bir konunun içine çekiyor.. Genel anlamda çocuk oyuncunun özellikle 3. bölümdeki performansı da çok iyiydi, 1 saat kesintisiz ve doğaçlama rol yapmak, o yaş için bence büyük bir yetenek. Yapılan bir röportajda, çocuk oyuncu "ben aslında çok yorgundum ve esnedim ama karşımdaki oyuncu bana "seni sıkıyor muyum?" diye sorup, bizi sahneyi en baştan çekmek zorunda kalmaktan kurtardı!" diyor :)) Impro yani doğaçlama zaten çok severim, pek hoşuma gitti..

Fakat psikoloğa da, ne bileyim uyuz oldum: dan dan sorular, hiç gerçekçi değildi ama adli psikoloji çok zor bir alan ve çok farklı bir alan. Ben asla yapamazdım.. Öyle oğlan üstüme yürüyecek ve ben sakin kalacağım? Oyyy. Düşünürken bile gerildim. Gerdi beni bu dizi; hem anne, hem psikolog, hem de tek çekim tekniğinin ve kamera arkasındaki dâhinin meraklısı olarak...

Yönetmen Philip Barantini (pek sevimli bir dâhi.)

18 Şubat 2025 Salı

The Wild Robot

Offf yine bir başka robot hikayesi.. derken… Annelik hakkında, sorumluluk, görev ya da dünyadaki yaşam anlamı hakkında, muhteşem bir çizgi film mi izledim, ne oldu şimdi?! 

Aşırı öneriyorum. Son zamanların en iyisi.. 

2 Şubat 2025 Pazar

Coşkun-hüzünlü

“Çünkü yaşamak gibi bir şeydi yaptığı
Anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü” - Turgut Uyar

Videoyu babam internetten görüp yollamış..
Annelik işte..

12 Ocak 2025 Pazar

Film önerisi

Relatos Salvajes (Wild Tales) on sene arayla iki defa izlediğim ve yine çok sevdiğim, çok güldüğüm, ara sıra da "aslında gayet gerçekçi bu" diye düşündüğüm "öc hikayeleri" :) Çok tavsiye ederim bu kasvetli Pazar gününde....

7 Ocak 2025 Salı

Bir zamanlar Montana'da

Hastalığın en iyi yanı, birkaç film izlemek oldu. Bunlar arasında "Certain Women" beni oldukça etkiledi. Filmi, Nuri Bilge Ceylan filmlerinden diyerek önüme koysan, inanırdım. Allah Allah demek ki sonunda Amerika bozkırında ve son derece ünlü Amerikalı oyuncularla bir film çevirmiş bizim Ceylan derdim. Sadece, "bu sefer nasılsa kısa tutmayı başarmış" diye düşünür, biraz o noktada işkillenirdim. Ama evet bana yutturabilirdin..

Sinemadan pek anlamıyorum :) 

Fakat merak ettim, anlayan da aynı şekilde mi düşünürdü.....?


İlgini çekerse, filmin konusu Montana bozkırındaki günlük sıkıntılar ve "bok gibi kalmalar" üzerine..

1 Ocak 2025 Çarşamba

Zaman

2025'e bununla başlamak istiyorum.

Çok açık ve net. 

Haydi bakalım.... Bu sene farklı kaydolsun..

13 Kasım 2024 Çarşamba

Anne sevgisi

Bahar dizisini üç hafta geriden takip ediyorum ama ediyorum :) Avrupa Yakası'ndan beri izlediğim ilk Türk dizisi... Tabii ki saçmalıkları var ama gidip geldikçe açık televizyonlardan maruz kaldığım ciyak ciyak bağrışlı silahlı klasik Türk dizisi çizgisinden farklı yine de. Eminim daha güzel diziler de vardır ama ne bileyim, kış döneminde iç ısıtan bir ayrıntı işte. Denk geldikçe..

Dünkü bölümde Çağla çok güzel bir cümle söyledi, beni ağlattı (evet daha da kolay ağlar oldum son zamanlarda). Bende çok yaralı birnoktaya denk geldi.. Hem annemle hem kendi kızımla olan ilişkilerimde.. Yazmayacağım uzun, bende kalsın. Ama unutulmasın diye buraya not düşmek istiyorum.

"Annelerinin çok sevdiği çocuklara hiçbir şey olmaz."

Allah annesiz büyümek zorunda kalan tüm çocukların karşısına anne gibi merhametli, sevecen, adil yetişkinler çıkartsın inşallah... Amin amin.

;) mutlu olsun da :)))

25 Ekim 2024 Cuma

Mükemmel Günler

Birkaç gündür tek sorunum şu: 

"Başkaları mutsuzken, ben mutlu olmaya nasıl cüret edebilirim? Bu küstahlık değil midir?"

Bu hissi yaşıyor musun :( Nasıl üstesinden geliyorsun ne olur söyle........

(Bloğu tarihinde ilk ve son defa yoruma açtım, kimlik bırakmak zorunda değilsin, ben artık bu duygunun altından tek başıma kalkamıyorum......)

Meraklısına. Sevgili İ.’nin gönderdiği 48 saatlik mubi deneme üyeliği sayesinde sonunda ben de Perfect Days’i izledim - ki en doğru zamandı, çünkü bir eserin (film / kitap özellikle) çıktığı ve popüler olduğu o ilk ateşli zamanlarının geçmesini beklerim hep - ve katman katman derinliğine daldığımı hissettim. Bu hoşuma gitti. İzninle biraz uzatacağım bugün..... Doluyum, boşaltamıyorum. 

Bloglarda ya da başka mecralarda bazı yorumlara maruz kalmıştım tabii, az çok biliyordum da bu kadar derin ve yine maalesef doğru anlaşılamamış bir filmle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim.

Ben filmden genel anlamdan daha farklı bir anlam çıkarttım; çünkü bir iki bilgi kırıntım daha var filmi tamamlayabilecek. Japonya’da bir atasözü vardır misal; mutlu olmak için başkasının tuvaletini temizlemek gerektiği ile ilgili, çift anlamlı. Bu söz bilinmeden nasıl anlaşılabilir bir adamın zengin ve avantajlı bir hayatı basit ve rutin şeyler için geride bırakma isteği. Ya da son sahnede; gülerken ağlamak.. Ya da rutinin biraz aksadığı da ve küçük şeyler’e vakit bulunmadığında herkes gibi sinirli mutsuz bir insana dönüşmek! 

Faulkner’ın Çılgın Palmiyeler’i ve diğer tüm yan medya aslında bir nakış gibi işlenmiş, tam yerine atılmış bir düğüm her biri; tüm bunları okumadan, o şarkıları gençliğin boyunca dinlemiş olmadan, zengin ve varlıklı bir yaşamdan basit ve dar bir yaşamı seçmiş olmadan, nasıl anlayabilirsin ki bu filmi. O nedenle anladım neden bu kadar az insanın filmin gerçek anlamını anlayabildiğini.. Çünkü yaşamadan bilemezsin bazı şeyleri. Sevgili İ., her ne kadar "ben yaşamı filmlerle öğreniyor, anlamlandırıyorum" dese de - o başka bir zeka türü mutlaka.... Ben yaşayarak öğrenebiliyorum, hoş onu da yarım yamalak işte.......

Hani diyor ya: ölüyorum ve hayatta anlayamadığım çok şey var… Öyle bir şey işte. Öyle bir şey..

1 Ekim 2024 Salı

Eğitim

Hoş geldin Ekim, daha düzenli yazmak istiyorum.

Dün bu mini belgeseli izledim (insan belgeselleri; en sevdiğim) ve şu cümleye vuruldum: "Onlara bir şey öğretebilirim diye gelmedim, onlardan öğrenebilirim diye geldim."

Her şeyin başını eğitim olarak görenler, halkı eğitilmesi gereken bir cahiller topluluğu olarak görenler, belki de bu belgeselden bir şeyler "öğrenirdi"ler.. Kim bilir... Bazen karşı tarafı kendi tarafımıza çekmekle o kadar meşgulüz ki, karşıtın güzelliğini ve derinliğini göremiyoruz.

28 Temmuz 2024 Pazar

Pazar: Hayran olmak

Sana bir sır vereyim mi... Ben deli bir Kurt Wallander (Henning Mankell'in ünlü dedektif karakteri) hayranıyım. Ama öyle böyle değil. Deli gibi. Tabii ki beni iyi tanıyorsan, bu senin için sürpriz değil; Wallander'daki 'varoluşsal krizin' anında tutkunu olacağımı kolayca tahmin edersin.. :)) 

Romanlar bir yana, tv'deki versiyonlarını da tutkuyla izledim, hatta vakti zamanında Kenneth Branagh'ya platonik aşklar falan bile besledim :)) Fakat Emma Thompson gibi muhteşem bir yaratığı boynuzlaması ve üstüne de Hercule Poirot'u oynamaya kalkması, bu hislerimi puf diye söndürdü.. Fakat evet, Wallander olarak Kenneth Branagh'yı da, her şeye rağmen tek geçerim. Geçer..dim.

Ta ki geçenlerde tutkuyla izlediğim Genç Wallander serisinin yıldızı Adam Pallson'a denk gelene dek. Bence Wallander'i Wallander olma yolunda çok ama çok iyi canlandırmış - ve yine bir İsveçli'ye geri ide ederek karakteri, çok da iyi yapmışlar.... Tırnaklarını yiyişi, Josef'ten öğrendikleri, opera müziğine tutkusunun gelişimi, alkol problemi, hepsi adım adım şahane işlenmiş; aynı İsveç sinizmi de devam ediyor. Pallson'un genç ve deneyimsiz genel duruşu ve masum maviş gözleri, Barnagh'nın olgun ve oturmuş duruşu ve derin mavi gözleriyle şahane uyumlu... E daha ne olsun? Vallahi tebrikler. Çok sevdim. Wallander tutkunuysan, şiddetle öneriyorum... 2 sezoncuk olması ve Josef'i fazla göremememiz dışında hiçbir eleştirim yok.

Bu arada değinmezsem çatlarım;  Poirot'nun gözleri 'bir kedininki gibi pırıl pırıl parlayan bir yeşil'dir yahu, Agatha defaatle, kafamıza çaka çaka tekrar eder kitapların her birinde; asla mavi değildir, olamaz..... Mavi gözlü Poirot!!! Hiç olmamış, Barnagh bu işe girişmeyip gönlümüzün Wallander'ı olarak kalıverseymiş keşke.... Ah keşke. 

10 Temmuz 2024 Çarşamba

Ülke önerisi

Birkaç senedir Suudi arabistan NEOM gibi çılgın projelerle dikkat çekip, kendini dışarıya açmaya çalışıyor. Sanırım petrolün bitiyor oluşu, bir nevi yorgan gitti kavga bitti etkisi yaratıyor. Dini kısıtlamaların gevşemesi ve çağı 200 sene geriden takip ettiklerinin farkına varıp bir sosyolojik atılım yapma ihtiyaçları da elbette etkili bu açılımda. Mutlaka zengin zenginliğinden vaz geçemeyeceği için; turizm pazarına göz dikmiş de olabilirler. Neyse ne, Suudiler dünyaya açılıyor. Açık söyleyeyim ben bile bir gidip görmek istiyorum, eğer “kadını aşağılayan politik sistemleri desteklememek” takıntımı yenebilirsem.

Bu kızcağız da açılımın önde giden genç liderlerinden biri; sinema, sanat ve kadın hakları konusunda baya bir uğraşıyor. 

Fatima Albanawi, adeta bir Suudi “Amelie”

Merak edip bir filmini izledim: Basma.

Açık söyleyeyim, Arabistan konusunda ne kadar klişe varsa hepsini Tabu Deviren misali devirmiş geçmiş. O kadar çok klişe yerlerde sürünüyor ki, adeta bir “bakın bakın biz de çağı yakaladık, amerika’da avrupa’da nasıl dejenereyseniz, biz de aynen öyleyiz, hiç geri değiliz” çığlığı. 

Feci kulak tırmaladı..

Bilmiyorum ki beni Suudilerin bu “açılımı” niye böyle rahatsız etti? Toplum genelindeki kast sistemi düşünülünce inandırıcı gelmemesi mi, kör göze parmak durumları mı, nedir ne? Dilimin ucunda ama çıkartamıyorum. Sen en iyisi kendin karar ver.

Son kalemde; yine de kızcağız iyi niyetli bir tür kültür ateşesi tabii. Bloğu da var bakarsan.

8 Temmuz 2024 Pazartesi

Film önerisi

Bugün danışanım “yeterince zaman bir arada kalırlarsa, dünyadaki her bir insanın birbiriyle anlaşacağına inanıyorum” dedi.

Katılıyorum ama bir kuralım var: yalnız kalmalılar, baş başa. Başka insanlar girmemeli aralarına. Başkalarının fikirlerinden etkilenmemeli aralarındaki etkileşim. Bire bir dinlemeliler, konuşmalılar.

Günün filmi 💕

15 Haziran 2024 Cumartesi

The killer

David Fincher filmi.

Tilda Swinton her zamanki gibi büyüleyici olmasının yanısıra, filmin kilit noktasını da belirliyor. 

Çok iyi film. İzle bence.

Sonra da şunu okursun.