bi'şey yapmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bi'şey yapmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2025 Çarşamba

Sabah sabah felsefe

Hayatım ilginçleşmeye mi başladı nedir, inşallah? Dünkü evlilik teklifinden sonra, bu sabah da başıma şu geldi:

Parmağımı incitmiştim ya geçen ay, bu sabah kontrole götürdüm kendisini ve çıkışta da parmağıma kahve ve kruvasan ikram edesim geldi. 

Voltaren sponsorluğunda kahvaltı

Oh mis gibi eczane yanı bomboş kafe! Tabii ki ben boş bir dükkana, kafeye girdiğiysem, beş dakika içinde orası insan dolar, işletme-uğuru falan gibiyimdir (ayağını sürdün derdi bir arkadaşım), yine öyle oldu. Müşterilerle tıklım tıkış oturuyoruz, içeriye bir de adamcağız girdi. Süklüm püklüm “şu poğaçadan bi tane veriverseniz” falan diyor.. 

Ben böyle şeylere hiç kıyamam, işi uzatmadan işaret ettim ben ödüyorum anlamında. Gittim sessizce halletmeye çalışıyorum, malum sağ elin verdiğini sol el bilmesin.. 

Adam demez mi “bir de kahve alıversem”, “hayhay” dedim, “burda yiyiversem”, cafe sahibi biraz duraksayarak da olsa “hayhay” dedi. Siparişi hazırlanıyor, adam bana döndü ve dedi ki: “küçük kahve mi aldınız büyük kahve mi?”

:))) 

İşte sorun tam olarak burda canım benim. Yetinememek. 

Bendeki sorun da şurada: herkese yetmeye çalışmak. İnsanları, sorunları, sosyal sistemleri, dünyayı iyileştirmeye çalışmak..

Eğ başını, parmakcığınla başbaşa, iç kahveni keyifle ve umarsızca diyememek….. Bilmem ki böylesi mi iyidir, öbür türlüsü mü.... Vallahi bilmem; welcome to very baba ethical problems yani. Sabah sabah.

11 Kasım 2025 Salı

Fena halde illegal!

Sokağımızda çok eski, perili tabir edilen köşk gibi bir ev var. Kocaman üç katlı binanın bazı camları kırık ve bahçesi de beline kadar otların bürüdüğü, karanlık bir ormanı andırıyor.

Ve ben fena halde, bir gece, illegal yollardan bu eve girmek istiyorum!!!

Fantazi gibi, obsesyon gibi bir şey oldu bu bende. Kendimi siyah maske ve eldivenlerle falan düşünüp duruyorum. İçeri girmek çok kolay; bodrum pencerelerinden birinden içeriye rahatça sığarım ben.. 

İçeri girince ne yapacaksın dersen.. hiç, öyle karanlık odalarda ürpere ürpere yürüyesim var sadece. 

O kadar.

🧐 

Illegal! <3 
.. yapılmış en iyi albümlerden biri değil mi hâlâ?!


ama son albüm de çok güzel diyenler? <3

13 Ekim 2025 Pazartesi

Pazartesi Masalı - 42

42: Pirinç Tanesi

Öyle fakirmiş ki adam, her gece dua eder, "Tanrım, bana bolluk ver" diye yalvarır hatta bolluğun nasıl verilebileceğine dair fikirler bile öne sürermiş: "Tanrım tarlama bir çuval altın sakla, ben de onu bulayım.."

Günün birinde, tarlanın yakınlarından bir at arabası geçmiş ve üzerinde kilolarca altın, ortasında da ülkenin kralı oturmaktaymış. Çiftçi "Hah" demiş, "sonunda dileklerim kabul oldu, altınları bana verecekler.." Hakikaten de araba tam çiftçinin önüne gelip durmuş. Ama altın vereceğine, kral ondan "bana ne vereceksin bakalım" diyerek, istekte bulunmuş...

Çiftçi homurdana homurdana içeriye gitmiş ve elinde olan tek şeyi, bir çuval pirinç içinden 1 tanecik pirinci krala sunmuş... Kral "peki bakalım" diyerek, yola devam etmiş.

Akşam, pişirmek üzere pirinç almak için çuvalı açan çiftçi bir de ne görsün? Koca çuvalda 1 tanecik, pirinç büyüklüğünde altın durmaktaymış...

Kıssadan Hisse:

Eli açık ol... İstediğin kadar paylaş, dünya bolluk doludur ve bu bolluk paylaşıldıkça artar. Paylaşmaz ve biriktirirsen, bolluk enerjisinin içeriye girmesini de engellersin. Elindeki bolluğu, zamanını, ekmeğini paylaş, bu hayata "teşekkürler" demenin en iyi yoludur.

Haftanın Görevi:

Maddi şeyleri biriktirdiğimizde enerjimiz azalır. Biriktirme, ver...

o zaman haydi;
bir çayın etrafında hayatı paylaşarak başlayalım <3

4 Ekim 2025 Cumartesi

Hayat

“Hayat çözülecek bir sorun değil, yaşanacak bir deneyimdir” diye bağırmalı Kierkegaard, avazı çıktığı kadar ve günde beş vakit.

Bu sıra.


Yaz boyu masmavi, bazen de yemyeşil olan yüzüğüm, son bir haftadır simsiyah! Enerjim, simsiyah! Ben bile bıktım kendimden….. Nasıl değiştireceğim kendimi yeniden masmaviye…… bilmiyorum ki.

4 Eylül 2025 Perşembe

Sevdiğim Rutinler - 2

O bloğun adı Küçük Beyaz Taşlar ama resmen böbrek taşı düşürmek gibi zorluyor beni. Gelince pat pat pat yarım saatte düşürüyor/yazıyorum; ama ağrısı uzun sürüyor. Bugün yine ağrılı bir gün oldu, istersen okursun yazıyı… Daha da yazasım yok.

Bugünün Yunan Güzeli

Fakat şu manzarada oturmuş şunu düşünüyorum; yine tüm bu blogları bir araya mı toplasam ya, sen ne dersin?!

Kararsızlık da benim rutin(!) karakterim işte………

21 Ağustos 2025 Perşembe

Royal Kingdom

Biliyor musun, analistim bana “oyun oynama’ görevi verdi. Çünkü hayatın eğlenceli bir şey olduğunu kendime yeniden anlatmam, göstermem, inandırmam gerekiyor….muş.

Royal Kingdom oynuyor musun? İstersen gel bizim takıma :) Birbirimize birşeyler yollarız, seviniriz, güler eğleniriz falan. 

:)



3 Ağustos 2025 Pazar

Küçük Beyaz Taşlar..

Ben bi'şi yaptım....

Yani başlayalı bir zaman oldu da. Gitmiyor sanmıştım. 

Gidiyor sanırım, gidecek..

İlgilenirsen diye linki buraya ekliyorum. Seversen, takip edersin artık.

20 Temmuz 2025 Pazar

Dalgalar - 2

Dünkü yazıya ek.

Bir de buzlu kahve denen bir şey var..... Bazı günler de o dalgaların üzerinden aşmama sadece koca bir bardak - yazsa buzlu - kahve yeterli olabiliyor :) Ama bir sırrı var bu işin de; sürekli kahve içip vücudu kafeine alıştırdıysan, hiçbir işe yaramıyor bu teknik. Ama benim gibi sürekli kafeinsiz kahve içip, ayda yılda bir "bugünkü dalga beni aşıyor, devrileceğimi hissediyorum" anlarında dikiyorsan kafaya... BUM! 1920'lerdeki kokaine denk :))) Seviyorum bu hissi merkez!


En basitinden ve ucuzundan evde şahane buzlu kahve tarifi: 1 yemek kaşığı nescafeyi yarım kahve fincanı kadar kaynar suyla erit, önceden 2/3ünü buzla doldurduğun bardağa soğuk su, süt ve şeker oranını kendince ayarlayarak, en üste kahve gelecek (ve fotodaki gibi yavaş yavaş alta doğru eriyecek şekilde) dök.. Enfes ki ne enfes, afiyet olsun!

19 Temmuz 2025 Cumartesi

Dalgalar

Bazı günler üzerimden aşıp geçiyor, ben suyun altında debelenirken.... Oysa dalgalarla başa çıkabilmenin iki yöntemi olduğunu çocukken deneyerek, kan revan içinde kalarak öğrenmemiş miydim ben? İlki; benim o güne dek tek yöntem sandığım, üzerinden atlamak... Bu küçük dalgalar için geçerli, keyifli bir oyundur... 

Photo by Pixabay: link

Ama bir de, ustalık gerektiren ikincisi var: dalga tam gelirken, dibe dalmak ve üzerinden geçip gitmesini beklemek... Özellikle büyük dalgalar için, bazen hayat kurtaran bir yöntemdir... Atlayarak aşacağım diye inat edersen, bu 5 yaşındaki kız çocuğuna olduğu gibi, önce alır seni havaya atar, sonra tutar kum zemine çarpar, dakikalarca kanarken burnun, asıl kırılan gururunu toplayamadığın için, içli içli ağlar durursun...

O nedenle, arada dibe dalmak, dibe batmak ve o koca dalganın üzerinden geçip gitmesini beklemek; iyidir.

17 Temmuz 2025 Perşembe

Manastıra kapanmak

Yaşadığım şehre yakın vipassana (sessizlik yogası) kampları arıyorum. Trenle 3 saat uzaklıkta bir manastırda buldum. Fiyatı tuzlu geldi. Kendime kızdım; cebimde akreple vipassana mı olur...? Ama zen meditasyonun bu kadar yüksek meblada sunulması da, ne bileyim..... İşin mantığına ters gibi geldi... 

Açtım booking.com'u, yalnız başıma, dağ tepelerinde, oda kahvaltı bir haftasonu bakınıyorum.... Manastıra kapanacağıma, dağlara açılayım....... Hem çok daha ucuz, hem de kapanmalı değil açılmalı bir aktivite...... 

Hoş insanın ikisine de ihtiyacı oluyor; manastıra kapanmak ve dağlara açılmak yani.... Birinden birini seçmek ne zor.

Sen hangisini seçerdin?

manastırın zen bahçesi

28 Mayıs 2025 Çarşamba

Birde iki yazıları

Dün Yaşamın Tortusu'na yazdım, Neslihan'ın davetiyle, ikizler ayı boyunca "İkide bir" yazıyoruz. Güzel.

Peki ben ne yapacağım? İşi biraz bulandıracağım :))

"İkide bir" yazılarının benim için anlamı şu: "İki" yönü olan yazılar yazmak. Yani dün evet dediğime bugün hayır diyen yazılar, dün bir tarafını tartışırken, bugün diğer tarafını tartışacağım yazılar ;) Yani "Birde İki", "Bir içinde iki", "İkilem" yazıları.

Bunu yapmamın iki nedeni var; iki günde bir diğer bloğa yazacaksam, buraya enerjim kalmaz hergün yazmaya amaburayı bırakmak da istemiyorum bu bir... 

İkincisi de; bence hayat; büyük üstad Dostoyevski'nin de inandığı, yaşadığı ve yazdığı gibi, birbirine denk en az iki yönü olan (ki bence bunu çok rahat çok boyutluluğa çıkartabiliriz) bir hâl, bir durum, bir kavram, bir duygular ve anlayışlar bütünü. Dolayısıyla bugün evetse, yarın neden hayır olmasın? 

Burada yanar döner bilinen ama belki de hayatın dinamiğine bu nedenle en hakim burç olan ikizler burcuna da bir selam yollayarak, sizi bir gün orada tartıştığımın ertesi gün burada diğer açıdan tartışmasına davet ediyorum :) Yorumlara da açıyorum, bakalım neler olacak :))

25 Mayıs 2025 Pazar

Yaşamın anlamı

Haftayı Zweig ile kapatalım.

"Hayatın kendisini, anlamından daha çok sevin."

demiş ama kendisi yapmış mı, hayır..


Video: Annemler sabah bu videoyu yolladılar. "Balonla mı uçuyorsunuz?" diye sordum, "Sabahın 5'i yahu, otel odamızın penceresinden izliyoruz" dediler.. :) Bak onlar mesajı ne güzel almış....

21 Mayıs 2025 Çarşamba

Rönesans insanı, düşünsel flâneuserie ya da sadece vasatlık?

Küçük Joe'yla farklı alanlarda (b)ilgi sahibi olmanın güzelliğini konuşurken, diğerleri için düşündüğümü, kendim için düşünmediğimi fark ettim. Ben de aslında ilgi dağınıklığım için kendimi suçlama eğilimindeyim; üstelik "şıpsevdi", "maymun iştahlı" falan gibi benzetmelerle yapıyorum bunu.. Tabii ki bu benzetmeleri çocukken çevremizden duyup içselleştirdik, büyük ihtimalle.. Şimdilerdeki çocukların tamamına yapıştırılan: "odaklanma sorunu" misali.... O zaman da bize hayalci, dikkatsiz, ilgisiz denirdi.... 

Bir tür flâneur / flâneuse'üz ya da düşünsel anlamda bir fleneuserie bu yaptığımız.. Gözlemci, gördüklerini düşünmek ve bu düşüncelerin içinde vakit geçirmekten hoşlanan insanlarız..

Rönesans İnsanı'ndan bizi ayıran, bence ilgi alanlarımızdaki genel vasatlık ama bu bizden değil çağın gerçeklerinden de (hızlı sirkülasyon, değersizleştirme, hakikat ötesi çağı) kaynaklanıyor olabilir..

Olamaz mı? Olabilir...


Psikolojiyi bırakırsam ne yapabilirim diye düşünüyorum bir süredir..... Açıkcası "belli bir yeteneğim yok" sonucuna varmış ve mutsuz olmaya başlamıştım. Elimde bir sürü ilgi ve bilgi kırıntısı var ama bunlardan ortaya hiçbir iş çıkmaz gibi geliyor bana... Tam bir: battaniyeye dönüşememiş patchwork..

Bir alana odaklanıp derinleşmek mi, birçok alanda (genellikle de gözlemci sıfatıyla) yüzeysel kalmak mı? İşte bütün mesele bu.

İkincisi nedense daha renkli geliyor bana. Daha eğlenceli. Daha hayata dair.. Daha "başarı odaklı olmayan"...... 

Başarı odaklı olmak...

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Bknz. İlk yazı.

Dipnot. Bu konu bir süre daha gündemimde kalacak sanırım.. Olgunlaştırınca "Yılın Tortusu"na yazmayı düşünüyorum. Başlayınca buradan da duyururum....

20 Mayıs 2025 Salı

Psikoloji yerine edebiyat yerine felsefe.

Beraber çalışmaktan çok zevk aldığım ve kendi gelişirken beni de çok geliştiren bir danışanım, bundan birkaç ay önceki bir seansımızda "ben psikoloji kitaplarını asla okumam çünkü edebiyat oku daha iyi, orada zaten her şey var.." demişti. Bu önermesini ben de doğru bulurum. Fakat edebiyat da psikoloji kadar yetersizdir..

Psikoloji, edebiyat (mitoloji de dahil), sanat ve hatta din aslında hep bir "anlama yöntemleri" hatta daha da temelde "düşünme yöntemleri", bu nedenle aslında hepsi felsefenin çocukları ve torunları.. Dolayısıyla bu bilimlerden herhangi biriyle ilgiliysen, temelde mutlaka iyi bir felsefe eğitimi de alman şart. 

Mark Twain'in İnsan Nedir?'ini taze bitirdim ve Kant sonrası daha da tamamlayıcı bir ekleme gibi oldu. Aslında Kant'ın tipik akılcılık ve deney(im)cilik akımlarına tepki olarak "durun beyler, ikisinin ortak noktaları da var" tepkisini, biri yaşlı diğeri genç iki insan üzerinden tartışıyor Twain ve tabii ki Kant'dan çok daha "okunabilir", çünkü edebiyat sıradan insana odaklanıyor.. Dili daha şiirsel, daha hikayeci, daha az didaktik.. Her ne kadar amaç son derece didaktik olsa da :) Çaktırmadan öğretiyor, sevecen, tonton bir öğretmen gibi... Okuruna şefkat duyuyor edebiyat, oysa felsefe okuru umursamıyor, anlayan anlar, anlamayan elenir, zaten herkese göre değildir felsefe canım......

İlginç. Ben felsefeyi edebiyata da psikolojiye de tercih ederim ama edebiyat olmadan felsefe de çok kuru, soğuk kalıyor doğrusu.. 

Üşenmesem ikinci üniversite olarak felsefeyi okuyacağım ama hali hazırda durum aynen bu olunca:

:)))

13 Mayıs 2025 Salı

Hem ağlarım, hem giderim..

Çok dikkatimi çeken bir sorununuz var sevgili dostlar, Romalılar.. Çok sık bana "of medyaya, haberlere bakıyorum sürekli, hem içim şişiyor, hem de bakmasam olmuyor, kısıldım kaldım" diyorsunuz.. 

Bu sorununuza cevap ve tedavi olacak bir kitap eklemek istiyorum; lütfen okuyunuz ya da yeniden okuyunuz..

link de burada.

8 Mayıs 2025 Perşembe

Şu ellerim..

El yıkama obsesyonu edindim. 

Daha doğrusu, şartlar bunu gerektiriyor çünkü evde yeni bir köpek var (henüz %100 güvenemiyorum) ve evde sürekli aç çocuklar var, sürekli ya meyve kes, ya ekmeğe krem peynir sür.. Yani yıkamayayım mı ellerimi?! Yıkaya yıkaya bu hale getirdim:

Of. Ne yapacağım bilmiyorum krem sürüyorum her yıkama sonrası ama böyle çatlaklar, kremle nasıl iyileşecek.. El yıkamayı da bırakamam, e ne olacak?!

Birini sevince, başka bir yerlerden ödün vermek gerekiyor...... Bu hep böyle mi?

Bir de şey diyeceğim. Ellerim tam yazar çizer eliymiş, öyle derler. Çizmeyi beceremem, yazmayı da son birkaç senedir beceremiyorum.. Eller de böyle kaldı işte, işlevsiz. Hayatım boyunca maniküre gitmedim, oje sürdüğüm sınırlıdır, yani "kadın eli" olamadılar hiç. Yazar eli olma potansiyelini de ben kendi korkularımla, kendi kendime koyduğum sınırlarla yok ettim. Sonunda ola ola obsesif eli oldular...... 

Biraz hüzünlü bu.

30 Nisan 2025 Çarşamba

Bekleme yapmayalım.

Neredeyse bir yıl olacak. Esen’in hediyesi bu muhteşem nazarlığı kıyıp da asamadım, hep “yeni eve geçince yeni kapıma asacağım” diye diye, beklettim durdum.

Yeni ev falan olmayacak uzun bir süre, bu anlaşıldı. 

Çıkarttım nazarlığı, kapıma astım dün. Renkleri, canlılığı, enerjisi hemen hissedildi, bana büyük keyif verdi.. Olmayana takılmak yerine, olanı güzelleştirmek!


Bazı şeyleri bekleyip duruyoruz ya…. Çok anlamsız! Beklemeyelim artık hiç bir şeyi! Hayat beklemek için çok kısa!

Bu güzel nazarlıklardan birine sahip olmak istersen link burada. Ayrıca Instagram’da da!

11 Nisan 2025 Cuma

Memleketten insan manzaraları

Hep uzaklara gitmenin, yeni bir yerde yeni bir yaşam kurmanın hayalini kurmuş babam. Fakat bu hayali gerçekleştirmek için kılını bile kıpırdatmamış. Geçim derdi, aile birliği, hayat gailesi derken saplanıp kalmış Sultan şehrine. Sevmediği bir işi yaparak, gönlünün çekmediği bir kadınla, hep kaçmak istediği bir şehirde, hayatın ona karşı hiç de adil davranmadığına inanarak, inandığına bilenerek, bilendiğine ses edemeyerek, kös kös yaşayıp gitmiş. Gittiği yere kadar. Bazen o arabanın altına kazara girmediğini düşünüyorum.”

Dokunmadan - Nermin Yıldırım.

5 Nisan 2025 Cumartesi

Universe 25 deneyi

Bu deneyi duydun mu bilmem, bak bu linkte güzel anlatılıyor. Onu oku, sonra gel, aşağıyı oku derim.

Türkiye de dahil olmak üzere, "incel /femcel" kültürü, orijinalindeki "seçim dışı"nın kaldırılıp, "kişisel seçimle" olduğu da kabul edildiğinden beri, dünyada baya hızla yayılmaya başladı. Eskiden, "istediği halde ilişki kuramayan" kişilere acınırdı ya da tercih / huy olarak asosyal ve aseksüel olan bireyler sorunlu görülürdü ama şimdi gençler kendi seçimleriyle de bu şekilde davranabiliyor. 

Mesela, Türkiye'de 20'li yaşlarına geldiği halde daha ciddi bir ilişkisi olmamış, ailesiyle yaşayan gençler oldukça fazla ve bu sadece muhafazakar ailelerde değil, bazı modern ve yüksek gelir dağılımındaki ailelerde de görülüyor. Aileden bir kısıtlama olmadığı halde, genç bir ilişki içine girmek istemiyor ya da giremiyor, odasında elinde telefon takılmayı tercih ediyor.. Genelde kendi cinsiyetinden birkaç arkadaşı oluyor ve karşı cinsle flört dışı arkadaşlıkla da çok ilgilenmiyor. Evlilik yaşı da zaten baya arttığı için, aile ve çevreden baskı olmadığı sürece, bu şekilde bir yaşamı tercih edebiliyor. Aile evinden işe gidiyor, ara sıra dışarı çıkıyor, hatta bazıları tinder vs gibi sanal ortamlarda partner de buluyor dönem dönem ama bizim anladığımız anlamda bağlanma içeren romantik ilişkileri ya yürütemiyor ya da hiç o işlere girişmiyor bile.. 

Bunu "rahatına düşkünlük, aile evinde ekmek elden su gölden, kim evlenir de sorumluluk altına girer" diye basite indirgemek de yanlış bence çünkü sanki gençler arasında yukarıdaki deneydeki gibi bir durum söz konusu.. "Güzeller" denen fareler yani.. Kişisel bakımlarına düşkün, hayatı bazı basit ve temel zevklere indirgemiş ama toplumsal rollerden ve sorumluluklardan kaçınan, kendi içine dönük influencer / influenced ayrımında kutuplaşmış bir topluluk.. Tuhaf değil mi sence de?

Bu şekilde devam edersek Universe 25'ten pek farkımız kalmayacak sanırım.. Bu kötüdür ya da iyidir demiyorum, belki de "yol" bu...... Düşündürücü.

Bir de daha bimbo'lar ve karen'ler var :))) Onları duydun mu?

27 Şubat 2025 Perşembe

Küçük Hanım, belki de bey - 2

Tırtılımı hatırlıyor musun?

Burada hatırlatıcısı.

O yazıyı yazdıktan sonra, bırakamadım ben onu. Birkaç gün daha besleyeyim, belki başarırım tırtıldan kelebeğe ulaştırmayı diye düşündüm. O da sağolsun kırmadı beni, bol bol yedi, sonra da bir sabah bir de baktım, kocaman kahverengi bir pupa yapmış kendisine. 

Aslında itiraf edeyim pek umudum yoktu pupadan çıkacağına dair. Fakat aynen Prof.Google tarafından öngörüldüğü gibi, 21 gün sonra dün sabah, klasik sabah kontrolüm sırasında, 3 haftadır pupa gördüğüm yerde bir kelebek görünce, delirdim sevinçten. Sabah 6 falandı, hiç umursamadım tüm evi uyandırdım :)) 

Çocukların kahvaltılarını hazırlarken, ona da muz, elma kestim, daha geniş bir kaba aldım - belki uçma denemeleri yapacak çünkü - pamuklara ballı sular emdirdim ve kelebekçiği de içine koydum. İlk iki saat hiç kımıldamadı. Dönem dönem bakıyorum tabii bir çocuk heyecanıyla.. 

Bir de baktım sırt üstü düşmüş, aaa dedim öldü! Bunca çabadan sonra.. Yok, ölmemiş ama hiç enerjisi yok çünkü yemek yemeyi bilmiyor! Aldım elime muzun üzerine koydum. Kanatları titremeye başladı. Ah dedim ölüyor heralde.. Ama o an ağzından kocamaaaan bir dil çıktı ve dil iştahla muzun üzerinde dolanıp muzu emmeye başladı :)) Tamam dedim kurtardık.

Fakat önümüzde yeni bir sınav var. Hava dışarıda buz gibi ve yağışlı. Dışarıya salamam. Evde de kalamaz. Sıcak ve bitkili bir ortam nerede var, hah, Botanik Bahçesi! Üstelik orada bir odada tropik kelebekler sergisi de var. Randevulu giriliyor, internetten baktım yarın sabah 9'a yer var, valla 7 euro da bilet parasını bayıldım.. Analııııık. Yavrumu şimdi gizlice yanımda botanik parkına sokacağım ve kameralara yakalanmadan onu diğer kelebeklerin arasına salacağım... Oyyy çok stresli ve büyük ihtimalle de illegal :))

Sabah çocukları okula bıraktıktan sonra, aldım kelebeğimi, gittim Botanik Parkına. Girdim sergiye, gizli bir köşede, gizlice saldım kelebeğimi. Biraz da oturdum izledim, nasıl güzel kelebekler vardı... Çocuğum, yazık, çelimsiz, kara kuru kaldı aralarında ama belki bulur kendine göre bir eş.... Bulamasa da, keyfince geçirir kalan ömrünü sıcacık ve dostlar arasında.

Yarın sana diğer kelebekleri göstereceğim. Bugünlük benim kara, kuru, vasıfsız evladımın mürvetini görelim.. Yarın "elalem ne çocuklar yapıyor"a geçeriz :)))