1 Aralık 2023 Cuma

Kendi üzerimde çalışmalar

"Be a mess in your best dress" sözünü (perişan bile olsan, en şık elbisenle perişan ol) bu sabah radyoda duydum, güldürdü beni.  

Geçenlerde yazmıştım ya; depresyonda bile olsan, içten düzeltemiyorsan dıştan düzeltmeye çalış, bazen iyileşme dıştan içe doğru oluyor diye... Ona paralel bir mesaj daha geldi bak evrenden. İki oldu. Demek ki ciddiye almak gerekiyor..

Aralık 1-31 arası burada yokum. Onun yerine, senede sadece bir ay yazdığım Yılın Tortusu'nda 2023 boyunca çalıştığım konular olan "kendi kendine şefkat göstermek, motivasyon vermek, düştüğün noktadan yeniden kalkabilmek ve oyuna geri katılmak" konularında öğrendiklerime ve gelebildiğim noktalara dair yazılar yazacağım.. İlgilenirsen beklerim.. 

2024'te görüşmek üzere :)

30 Kasım 2023 Perşembe

Frank...

Yemin ediyorum bu sıra bu dizi de olmasa..... :)))

"Okulda zorbalığa maruz kalmak, hayattaki zorbalığa alıştıran bir aşı gibidir. Bu nedenle oğluma teşekkür etmelisiniz" :)))) Of yahu offf, Frank. Haklısın her zamanki gibi.... Hayatın adil olmayan gerçekleri bunlar. İşte toz pembe değil hayat, iyi değil insanlar, kolay değil var olmak.. Ama yine de inanmak istiyoruz değil mi; masallara, filmlere, şarkılara, Tanrı'nın iyi olduğuna... Oysa hayat ve tüm evren ve de Tanrı, iyilikle kötülüğün birlikteliği işte..... Hepsi bir arada. Hepsi eşit. Bunu ne kadar çabuk öğrenirsek hayatta, o kadar güçlü oluyoruz. Gerçekten de aşı gibi evet.... Doz doz aşılar gibi......

29 Kasım 2023 Çarşamba

Sorumluluk

Hermann Hesse Boncuk Oyunu'nda "bir kimseyi olduğundan daha mutlu ve daha neşeli yapacak gücümüz varsa, bizden böyle bir şey istensin ya da istenmesin, bunu mutlaka yapmamız gerekir" der. 

Kendi kendime karşı böyle bir sorumluluğum var ama yerine getiremiyorum. Çok yoruldum, çok yorgunum. Kasım 1’de uyutulup Nisan 20’de uyandırıldığım bir kış uykusu için hayatımın yarısını vermeye değermiş gibi gelmeye başladı. Mızırdanmayacağım dedim ama, sanırım tükeniyorum.. 

28 Kasım 2023 Salı

İç sesi susturma yöntemleri - 1

İç sesim bu sıra aşırı endişeli ve felaketleştirme uzmanı. Ben de onu susturmak için bolca müzik dinliyorum.. Bir iki yeni keşfim oldu.

İlk duyduğumda Beirut sandım, fakat Oskar Haag'ın Ekim sonunda çıkan son single'ıymış. Sevdim.

Yine Avusturya'dan çok yeni bir başka isim de The Libertines ve onların son single'ı Run Run Run da bu sıra içsesimi bastırıyor.

Batı cephesinde son durumlar böyle..

27 Kasım 2023 Pazartesi

Ennnn iyi depresyondan çıkma yöntemleri


Diye bir şey yok tabii ki :))) Ama böyle satıyorlar işte. Fakat bazen "evet bu iyi bir yöntem" dediğim önerilere denk geliyorum; biri de bugün işin terapist uzmanı değil de, depresyonu yıllarca yaşamış kişi uzmanı olan tarafça dile getirildi. Çok mantıklı (ve tabii çok zor, çünkü zaten bunu becerebiliyorsan depresyonda değilsindir bana göre ama yine de denenebilir elbette) olduğu için günün notu olarak alayım istedim:

".. dünü boşver. Pişmanlıklarını, saçmalıklarını, hatalarını hepsini bir unut ve de ki "bu sabah yepyeni biri olarak doğdum ben, şu an tam bu an doğdum, temiz bir tabakla yemeğe oturur gibi oturdum hayata, bundan sonra yapacaklarımdan mesulüm.. Bugün nasıl olmak istiyorsam, o kişi olacağım" de.. Bunu her sabah yeniden dene. Bende işe yaramıştı...."

* Foto mahalleden. 

“Mahallecek deniyoruz..”

25 Kasım 2023 Cumartesi

İlk kar

Böyle fuşya rengi geçmiş olsun notları vermeyiniz bana, mızırdanmama kararımın arkasında durmakla kalmıyor, neredeyse hastalığa sevinecek hale geliyorum.. :) Olmuyor!

Tarihe not. Sezonun ilk karı tıpır tıpır yağıyor, kiş fırında usul usul pişiyor..


24 Kasım 2023 Cuma

Davete icabet

Dün yazdım yazdım sildim, fark etmişsin, iyi geldi yoklaman.. 

"Mızırdanmayacağım" sözümü tutuyorum ama yine yine hastalık, yine yine zor günler diyip, iç çekip susuyorum.

Bu gece "gerçek bir şef"in evine yemeğe davetliyim. Çok heyecanlıyım.. Hem yemeklerden, hem de üç gündür evden çıkmamış olduğum için :) Önce iptal etme içgüdüm çok darladı ama inat edip icabet edeceğim bu davete.. Biliyorum, bu kadınların enerjisi bana iyi gelecek..

Bence çok güzel olacak... 

Kırmızı oje bile sürebilirim belki.

Kendime not. Stefan Zweig okumak böyle günlerde iyi gelmiyor. Yapmayayım artık bunu.

22 Kasım 2023 Çarşamba

Almayı beklemeden vermeler - 1

Mutluluk; hiç tanımadığın ve tanımayacağın biri için hazırladığın ufacık bir noel paketidir.


Çocuklarım anaokuluna başladığından beri, bakımevinde ya da mülteci kampında yaşayan biri için ayakkabı kartonu içine çay, şekerli bir şeyler, bir mum, bazen sıcak tutacak çorap ya da bere, eldiven koyup, ayakkabı kutusunu kap kağıdıyla kaplayıp, içine de bir yılbaşı kartına birkaç cümlelik iyi dileklerimi ekliyorum. Çevremdeki bir çok kişi gibi, okulun bu paketler için ayırdığı alana Kasım'ın son haftası bırakıyorum.. Dağıtımı üstlenen devlet kurumları. Kime gidecek bilmiyorsun ama mutluluk eninde sonunda dönüp seni buluyor işte...

Güzel bir âdet.

21 Kasım 2023 Salı

Enteresan yeni sporlar - 4: Quidditch

Harry Potter serisine hakimsen, bildiğin bir spor. Hemen hatırlayalım:

Fakat belki gerçek dünyada oynandığını bilmiyordun. Maalesef oynanıyor. 2005'ten beri. Yarabbim insanlık olarak kendimizi daha nasıl küçük düşürebiliriz, emin olamıyorum ama poponun arasına aldığın ve bir elinle sıkı sıkı tuttuğun "cadı süpürgesi", altın suyuna bandırılmış ufak bir top ve bu - artık uluslararası müsabakaları da olan - oyuna en az kendin kadar ciddi yaklaşan 6 kişi daha bulabilirsen, sen de iki takım kurarak oynayabilirsin.. Hatta gel son bir şokla seni yere yıkayım: ülkemiz 2018 Quidditch dünya şampiyonasında dünya 3.lüğü almıştır! 

Bu durumda, quidditch'te futboldan daha başarılıyız diyebilir miyiz? :))


Meraklısına: Quidditch 2022'den bu yana, resmi olarak Quadball olarak anılmaktadır. 

Hatırlayalım: Bir önceki enteresan sporumuz Tencere Kızağı idi.

Hastalıktan ötürü böyle bir seri yaptım umarım hoşuna gitmiştir :))) Hayata hep aynı noktadan bakmak olmaz, arada önüme geldikçe böyle yazar yollarım.. Yarından itibaren Hermann Hesse ile devam :)))) (aaaa oooo yuuuh sesleri, alkışlara karışır..)

20 Kasım 2023 Pazartesi

Enteresan yeni sporlar - 3: Wok sledge

Ya da tencere kızağı :)) 

Dedesi olimpik bir spor olan kızak, kuzeni de eğlenceli bir deniz ve kar sporu olan Tubing olan bu sporun, uluslararası müsabakaları olduğunu biliyor musun? Bilmiyorduysan da öğrendin ve bu kış meyveni kuruyemişini alır, izlersin artık diye umuyorum :) Çünkü bilemedim bir insan bu sporu gerçekten bizzat yapmayı neden istesin :))) 

Hatırlayalım: Bir önceki enteresan yeni spor: Araba futbolu idi.

19 Kasım 2023 Pazar

Enteresan yeni sporlar - 2: Araba futbolu

Eskiden rocket league diye bir bilgisayar oyunu vardı, bu onun gerçeğe dönüşmüş hali. İki ya da daha çok araba ile oynanıyor, tamamen futbol kuralları geçerli. Ülkeler arası müsabakaları bile var.

Yok artık! diyebilirsin ve bu sporu dertsiz ülkelerin bol paralı ve umursamaz gençlerine layık görebilirsin ama bakınız bizim Urfalı gençler de hemen çağın ruhunu yakalamış :))

Link burada

Hatırlayalım: Bir önceki enteresan yeni spor: Bossaball idi.

18 Kasım 2023 Cumartesi

Bu kaçıncı evlilik?

Ateşle yatıyorum, her yerlerim kırılıyor, ağrıdan başımı kaldıramıyorum ve titreme nöbetleri geçiriyorum; yani corona. Bu kaçıncı dersen, 4.

Sık sık evlenip boşanan yeniden evlenenler vardır ya, biz de coronayla öyle olduk. Hadi ilkinde çocuktuk, başımızda kavak yelleri. İkinci evlilikler genelde daha iyi derler. E üçüncüde biraz şüphelenmeye başladı sevenlerimiz, belki de birşeyler yanlıştı. Peki 4? Magazin ünlülerine döndük..

Bu arada Arzum Onan’la Mehmet Aslantuğ boşanmış, hiç söylemiyorsunuz?! (Magazinden o kadar uzağım evet, ama bunlar da boşandıysa….. bilemedim!)

Aa tek kişilik bank yapmışlar!

17 Kasım 2023 Cuma

İçi insan dolu bir bavul

Tabucchi, Pessoa için söylemiş: "O, içi insan dolu bir bavuldu.."

Nedense Pessoa dışındaki diğer bir çok yazar için söylenebilirmiş ama Pessoa için, hayır, pek de söylenemezmiş gibi geldi bana bu söz.. Nedense.. 


Bazı metinleri sanırım tersinden okuyorum. Huzursuzluğun Kitabı'nı 2 seneye yakın zamanda okuyabildim, ki bu Kurtlarla Koşan Kadınlar'dan (o 3 sene sürdü) bir önce gelir "salyangoz okumalarım" alanında; ama bazı kitapları okumak yıllar, hattâ ömür alabiliyor. Bu sözden sonra, Tabucchi'nin içime düşürdüğü kurtla, bir daha gidiyor elim raflara.... Fakat pek tabii, Tabucchi bu benzetmeyi yaparken Huzursuzluğun Kitabı'nı "dışarıda bırakmış" da olabilir.. Olabilir.

Şuracığa bir link bırakayım meraklıları için.

16 Kasım 2023 Perşembe

Ev

Havalar soğuyalıberi tavşanları bahçedeki yazlık evlerinden, ev içindeki kışlık yuvalarına aldık. Bir 15 gün oluyor.. Her gün tuvaletlerini temizliyor, mama ve sularını yeniliyorum ve haftada bir onları salona salıp odalarını dipköşe temizliyor, halılarını yıkayıp yedek halıları seriyor, sonra da onları yeniden evlerine alıyorum. Salonda koşup oynayacakları kocaman bir alan varken, onlar etrafı biraz kolaçan ettikten sonra, gerisin geriye evlerinin önüne geliyor, benim ne yaptığımı izliyor ve fırsat buldukları ilk anda evlerine geri girmeye çalışıyorlar. Öyle ki, sonunda Tessi, hepimizi şok eden uzun bir atlama ile plastik çiti aşıp içeriye girmeyi başardı bile... "İçeri girmeyi başaran dışarı atlamayı da başarır" dediysek de, dışarı atlamayı denemedi, demek ki içeride olmak ona güven hissi, "evde olmak" hissi veriyor.....

Evde baktığımız tavşanlarımız kadar olsun "evde ve güvende" hissi duymayı bazen başaramıyorum.. "Ev" neresi, bazen bilmiyorum. 45 yaşındayım, bir evim, ailem ve çocuklarım var ama kendimi hâlâ ait hissetmiyorum. Ait hissedersem, alışır ve güvenirsem, sonunda daha çok zarar göreceğimi düşünüyorum (belki de, bilmiyorum).

Bana ev neresi? dersen, sırf bu nedenle, herhangi bir koltuk köşesinde sevdiğim bir kitapla olmak diyebilirim.... Belki de demem. Bilmiyorum.

15 Kasım 2023 Çarşamba

Eski bir dosta kavuşmak

.. gibi.


Bu çalı-ağacı (japon akçaağaç olur kendileri) son iki yıldır göremiyordum ve sonunda evin yıkılıp ağacın da kesildiğine kanaat getirmiştim. Oysa sadece mevsimine denk gelmediğim içinmiş! Yapraklarının kıpkırmızı olduğu süre o kadar az ki, iki senedir kaçırıp durmuşum ve güzel dostumu sonsuza dek yitirdiğime kâni olmuşum! Bugün şans eseri görünce, arabayı zınk! diye yolun ortasında durdurup “bir imzalı fotoğrafınızı alayım efendim” dedim, geri çevirmedi sağolsun bu ricamı ;)

Hamiş. Bu huylarım sana tuhaf geliyorsa, belki de Hermann Hesse’nin Ağaçlar’ını okumadığından..

13 Kasım 2023 Pazartesi

Tam o sırada paralel evrenlerde..

Demin izlediğim dizide (Alman polisiye mini-dizisi), anne 14 yaşındaki kızını telefonla aradı ve dedi ki "bu gece arkadaşında kalabilir misin tatlım? hayır hayır her şey yolunda. sadece kendimi iyi hissetmiyorum ve yalnız başıma geçireceğim sessiz zamana ihtiyacım var".

..


Foto. Alakasız, belki de alakalı, bilmiyorum. Seneye fasülye ya da sarmaşık dikmeye kalkarsam bu şekilde dikeyim, gerektiğinde kitabımı ve çayımı alıp, içine girip oturmalık bir kaçış alanı yaratayım diyorum.

Bahane

“Kalabalıkta Yüzler”in oldukça kapsamlı bir eleştirisiyle tamamen şans eseri karşılaştıktan sonra ve yazarı Valeria Luiselli hakkında yazılmış ufak bir tanıtım yazısını okuduğumdan bu yana, yazarın bu kitabını, daha doğrusu herhangi bir eserini, fellik fellik arıyorum..

Zor bulunan bir kitap olduğu için değil. Bulunduğum coğrafyada kolay bulunabilen Türkçe kitapları bile fellik fellik aramam gerekebildiği için..

Yazarın annelik sürecinde kitabın bir kısmını sol eliyle yazdığına, çünkü sağ elinde bebeğini uyuttuğuna dair - ne kadarının doğru olduğuna emin olamadığım - efsaneler var. Sol eliyle yazmış olması değil de, bir bebeği varken kitap yazabilmiş olması bile bence yeterli bir “amazon kadını” hikayesi :) 

Çocuklarımdan ikisi de bebek sayılacak yaştayken bir roman fikri vardı kafamda ama türlü bahaneler bularak kendime unutturdum. Bu bahanelerin hepsinin yalan olduğunu, roman yazmanın yumurtlamak gibi önüne geçilemez ve istemsiz bir eylem olduğunu, yazılacak olanın her tür zorluğa karşı yazılacağını düşünüyorum artık.. 

Anlayacağın; benim yapamadığımı yaptığından ve kendime biraz daha kızmak için arıyorum Luiselli’yi; sokaklarda fellik fellik, bugünlerde, tek başıma.

11 Kasım 2023 Cumartesi

Gece sürüşü

Otobanın bu yeni açılan kısmından gündüz yüzüne bile geçmeyi sevmiyorum ama bu gece geç saatte, oldukça ıssız, kapkaranlık ve kıvrımlı bu yoldayım işte.

Zifiri karanlığını, beş-on dakikada bir yanımdan 200+km hızla geçen arabaların gözalıcı farlarının kestiği, bu yeni ve tekinsiz otoyoldayım.

Yeniden.

Son iki yıldır, ayda bir adet olduğu üzre.

Yavaş ve güvenle gidilen yolun, tek başına, hızlı ve umarsız dönüşü.

Yol o kadar siyah ve o kadar ıssız ve o kadar tekinsiz ki, insana gaza basma ve bir an önce bu kısmı geride bırakma şevki veriyor. Ürpertici bir güvensizlik. Öyle ki, bir an önce geçmekve bitirmek için 160’la gidiyorum, 170’e yaklaştıkça hafif frenliyor, 160’ın altına düştüğümde, sıkıntıyla dikiz aynasını kontrol ediyorum. Arkam, önümden de zifiri karanlık. 

Yol yapım işaretleri bazı noktalarda hızı 80’e düşürmeyi önerdiğinde, 120’ye düşüyorum ve sanki güvenli bir şey yapmışım gibi bir aldanma yaşıyorum. O zaman aklıma sen geliyorsun işte.

Fırsat sunuldukça ve normal mesainin iki katı ödedikleri gece nöbetini tercih ettiğin için, haftanın en az dört gecesi sabaha karşı bu yoldan geçtiğini düşünüyorum. Seni, gece karası arabanın içinde, 80’le gidilmesi gereken yerlerde sakince 80’le giderken hayâl ediyorum. Arabada çaldığın şarkıya dek bildiğimi hissediyorum. 

Ya da o saatte tamamen boş olduğunu tahmin ettiğim bildiğim yolda hızını hiç düşürmeden, inadına 180 mi basıyorsun, bazen? O saatte kimsenin seni ve güvenliğini umursamadığını düşünerek ve karını ve üç çocuğunu ve iki kedini ve bir köpeğini hiç aklına getirmeyerek, aynen benim şu anda yaptığım gibi, yapayalnızken arabada, basıyor musun? Sırf kurulu bir düzene karşı gelmiş olmak için, sen de, benim gibi?

Bir dahakine sorayım bunu sana.. Unutmayayım.

Hamiş. Korktuğumu söyledim ama itiraf edeyim, yolun tam bu kısmını aslında çok seviyorum.. Bazen hiç bitmesin, saatlerce hayâl kurarak ve elektronik dinleyerek araba kullanayım istiyorum…. Özellikle böyle gecelerde.

Hamiş 2. Böyle geceler derken: kızıl Aurora (kutup) ışıkları bir süredir Bavyera’da gözlemleniyor..!

Okumamak

Zambra, romanlarından çok deneme ve eleştirileriyle beni kendine bağladı - şimdilik - belki birkaç roman sonra bu sözümü yalatır bana. Edebiyata ve okur olmaya benzer bir gözle bakıyoruz, kitaplara benzer bir merak ve susuzlukla koşuyoruz, birlikte "okumak ve yazmak aslında hiç benzemeyen, birbirinin zıttı olan davranışlar" diye düşünüyoruz ama ben onun "Şili'de dünyanın en eşitliksiz ülkesinde büyümüş olmak" deyimine "sen bir de..." diye cevaplar vermek istiyorum, çünkü Şili bir başkaldırı hikayesi yine de... Oysa... Neyse.

"Okumamak" muhteşem bir denemeler bütünü, yazmak ile ilgileniyorsan ve bu büyülü uğraşı yazarların gözünden anlamaya çalışmak ve yazarlığı eleştirmenliğinin - şimdilik, bence - bir adım gerisinden gelen Zambra'nın el feneriyle aydınlatılmış bir yoldan takip etmek istiyorsan, mutlaka edinmelisin. Şöyle söyleyeyim: Bitmesin istiyorum, daha doğrusu son zamanlarda okuduğum neredeyse her metni dijital okuduğum halde, birkaç kitabı "sonradan" mutlaka alıp kitaplığıma kazandırmak istiyor ve bu kitabın mutlaka onlardan biri olmasını umuyorum. Türkiye'deki çok kısıtlı zamanlarımda bakalım bulabilecek miyim bu kitabı..... ya da sen bulursan, haber verir misin?

Okumamak.... 

"Ben uzun romanları, yılın ilk gribi için sakladığımız, bizi evde kalıp kitap okumak üzere yılın ilk gribini icat etmek zorunda bırakanları daha çok seviyorum" ;) - Ben de, ama bunu yap(a)mayalı, hmmm, 10,5 sene oldu sanırım.

Foto: Alakasız. Veterinerde beklerken ve elimdeki kitaba dalmışken, sessiz, sakin, düzenli dış dünyanın güvenliğinde..

10 Kasım 2023 Cuma

Enteresan yeni sporlar: Bossaball

"Ben spor yapmayı sevmiyorum" cümlesi oldum olası beni şaşırtmıştır. "Ben yemek yemeyi sevmiyorum" demek gibi bir şey çünkü. O kadar çok spor çeşidi var ki, illa ki birinden birini sever insan! Amne hizmeti bazında ara sıra "pek bilinmeyen sporları" tanıtayım mı?

Bugün misal alalım merceğimize Bossaball'ı:


2005 yılında İspanya'da bir grup çılgının buluşu bir spor dalı bu. Dedesi Voleybol, babası beach voleybolu diyebiliriz. Üçüncü kuşak voleybolgillerden. Bildiğiniz voleybola, yine bildiğiniz trampolin eklenmiş, böylece hop hop hoplama, yerçekimini yenme ve çok daha eğlenceli bir spor deneyimi edinme şansınız olmuş :) Genellikle üçer oyunculu iki takımla oynanıyor.

En güzel yanı da, Brezilya dövüş ve dans bileşimi sporlarından Capoeira'ya çok benziyor, müzik ve dans ve elbette Akdeniz kültürlerinin olmazsa olmazı "show off" yani gösteriş de işin içinde tabii. Bence çok eğlenceli duruyor ama sanırım 30+ için biraz "zor" :)))

8 Kasım 2023 Çarşamba

Uzunluğu / İşlevi

Şu ünlü "önemli olan uzunluğu değil işlevi" tezi, sanırım kitap okurları dünyasında da geçerli. Kimi "sahip olduğu" kitapların sayılarına, kapladığı uzunluğa, kilolarına bakarken; kimiyse "okuduğu" kitapların içeriğine, anlama / anlayamamanın sıkıntısına, zorlanma derecesine ve ideolojilere bakıyor.

İlk grubu hâlâ biraz küçümsüyorum ve sırf bu kibrim nedeniyle de daha çooook yolum olduğunu biliyorum; ama okumak benim için hiçbir zaman salt keyif olmadı.. Hattâ zorladığı ölçüde sevdim okuduğum metinleri. Bir zamanların ünlü, huzursuz ve umutsuz bir yazarının dediği gibi "yazılan her kitap edebiyat değildir, bazıları kitap ticaretidir" sözü doğru ise; "her okur da edebiyattan zevk alan kişi değildir, bazıları kitap biriktiricisidir" belki de?

Bugün şunu düşündüm; her bir kitap hayatını değiştirmiyorsa, ya da en azından şirazeni azıcık olsun kaydırmıyorsa, neden okuyorsun ki?

Cevap: keyif alıyorum'dur mutlaka. Ama alttaki özlem; ne çok okumuş, ne çok kitabı var desinler diye, yani tüm uzunluğu / işlevi dilemmalarında olduğu gibi, diğerleri odaklı bir yargı sisteminde, içten içe hissedilen bir eksikliği kapatabilmek için olmasın? Söz meclisten dışarı tabii.. Siz neyse ki hem çok okuyor, hem de doğru okuyorsunuz ;)

7 Kasım 2023 Salı

Lego nedir?

Evde en az 500kg Lego var. Bunun en az 150kg'ı salonun, yatak odamızın ve çocuk odalarının çeşitli yerlerinde "sergilenmekte". Çünkü hâlâ "Lego bir oyuncak mıdır, sanat eseri midir?" sorusuna net bir cevap bulunamadı. 


..

Van Gogh, Self Portrait - Lego

Lego: İlk alındığında bilmece, yapıp bitirildiğinde ve sergilerken sanat, tek tek yere koyup çocuklarla oynarken oyuncak, taınırken yere düştüğünde en büyük kabus, tozunu alırken kahır, ara sıra üzerine "beleş!" yazıp hepsini birden kapının önüne koyma fantazim ve elbette bu yazdıklarımı okursa da, "boşanma sebebi".... Evet, Lego'nun tam tanımı bu.

6 Kasım 2023 Pazartesi

Kral çıplak!

İki hafta önce:

Bir hafta önce:

Sadece 1 saat önce:

Ve tam şu an:

Lodos; bazen çok kalleşsin!

*

Hamiş. Alejandro Zambra'yı keşfettim, bir müddet meşgulüm :)) Paralel bir keşfim daha oldu maalesef, pek sevdiğim bir yazarın Zambra'dan "araklamalarını" da keşfettim... Neyse. Magazin basını değiliz sonuçta, ama biraz hayal kırıklığı olmadı değil...... 

5 Kasım 2023 Pazar

Nil-gün

Dün 3,5 saatlik bir seans yaptık süpervizörümle ve sadece "ben ben ben"e odaklanmayan, nefis bir fındık aromalı kahve arasıyla güzelleşen, sanattan edebiyattan yeni psikoterapi modalarından, kadın olmaktan, yaşlanmaktan, yenidoğanlardan ve bir şekilde Nilgün Marmara'dan - ki şiiri kolayca her dile çevrilebilen evrensel acılarla yoğurulmuş bir kadındır bence o. 

"Eskiden olsa dokuz köyü ateşe vereceğin şeylere, zamanla kibrit bile yakmıyorsun. Tahammül etmeyi ve şaşırmamayı öğreniyorsun. Artık hiçbir şeye şaşırmadığını fark ettiğin gün, büyüdüğünü de fark etmiş oluyorsun aslında."sı hep aklımın bir köşelerindedir, aslında'dan sonrası var gibi gelir bana. Şöyle bir şeymiş de, söyleyememiş, sözün diğer yarısını bulamadığı için / söylemediği için acı çekmiş ve usulca kayıp gitmiş gibi gelir bana Nilgün.

"..oluyorsun. Aslında, belki de en doğrusu hiç büyümemek; her şeye aynı taze şaşkınlıkla yaklaşmayı, asla tahammül etmeyip baş kaldırmayı başarabilmek bu hayatta.." 

Ama ben kiiiim, koca Nilgün Marmara'yı düzeltmeye kalkışmak kim... Sadece özlemek işte, çok erken gidişleri. 

Khalil Gibran yalnızlığı

Bu sözünü ilk okuduğumda "evet, benimkiler de yaşadığım toplumla uyuşmadığı için gittim.." dedim ama, sonrasındaki yalnızlık çok bambaşka bir boyut. Eminim o da yaşadı bunu; bazen pişmanlık, bazense en azından kendi doğrunda inat etmiş olmanın haklı ama yalnız gururunu.

Doğru bile olsa düşüncelerin sevgili Halil, bazen bir topluluk arıyor insan, ait olduğu. Birini terk ettiğinde, en azından ait olduğunu bildiğin bir başka topluluğu bulmuş olarak git derim.. 

Yoksa ne orada, ne burada.. 

*

Alternatifi elbet tamamen insan-dışı varlıklara (tanrıya, enerjilere bilmemnelere) ya da kendi içine yönelmek. Kendi içine yöneleceksen; ki en doğrusu ama en zoru da bu, o zaman bir şekilde kendinle barış yapmaya, en azından kendinle çelişip durmamaya, kendini sürekli hırpalamamaya çalışarak, kendine aşık olmadan ama kendini severek ve sonunda da kendin üzerinden, seninle uyuşmayanı, karşıtını bile sevebilerek yap bunu derim.. 

Yapabildin mi Halil? Yapabildin mi C.? Yapabildin mi .....?

3 Kasım 2023 Cuma

Bir Soru - 4

Yaptığın hataların aynısını başkalarının da yapıyor olduğunu görmek, seni de önce sevindiriyor (çünkü yalnız değilsin işte, sen de herkes gibisin..), sonra - hatadan ders almışsan tabii - en derinden yakalayıp üzüyor mu? 

Böyle midende bir his; bir şefkat, bir acıma, bir kabul etme ve aidiyet hissiyle özdeş..

Büyük resmi henüz göremesen bile, ucundan ufacık göstermişler hissi..

Sana da oluyor mu?

2 Kasım 2023 Perşembe

Fake it until you make it.

Geçen Shameless 3. sezonu izliyorum (sanırım tarih boyunca çekilmiş en rezil ve en komik dizi, bence izleme.. İzleyeceksen de aşırı seks, küfür, bu kadarı da olmaz'larla karşılaşacağını bil de izle.. benden uyarması), en favori karakterim 10 yaşındaki Debbie, okula gitmeden önce komşuya uğruyor ve kadının depresyonda olduğunu fark edince de, bunun daha önemli olduğunu düşündüğü için okulu asıp onunla kalıyor. Gün boyu birlikte bir şeyler yapıyor, bol bol konuşuyor, sadece o günü geçirmeye çalışıyorlar.. Debbie'nin annesi manik depresif, babası alkolik, ailesindeki herkes manyak ve Debbie bu kadıncağızın parmaklarına sakin sakin kırmızı oje sürerken diyor ki: "İçin kötü hissediyorsa, dışını güzelleştir, bazen mutluluk dıştan içe doğru oluşur.."

İngilizce'de "fake it until you make it" derler, "başarana dek, başarıyormuş gibi davran".. 

Doğru aslında. Bir şekilde oturup kendine acımaktansa, belki nöronlara "acınacak bi durum yok, gayet iyi başarıyorum" mesajı çakmak, onları da kandırabilir ve kısa devre yapıp, hakikaten başarmaya başlayabilirsin. 

Mutluluğu misal. 

Olabilir. 

Denenebilir.

yok bence yine de izleme sen bu diziyi ;)

1 Kasım 2023 Çarşamba

Ben’i unut

“Başkasını anlamak istiyorsan, önce kendini unutacaksın.”

Mine Söğüt - Başkalarının Tanrısı

Fotoğraf bu sabahtan. Ağacın mı güzelliği, yaşlı kadının ona bakışının mı? Kendime not. Başkalarının fotoğrafını çekmek istiyorsam, önce kameranın sesini kapatmalıyım..

29 Ekim 2023 Pazar

Anlamı korumak

Diyorlar ki.. Zaten kavramların da içini boşalttılar..

Doğru olabilir ama bu bizim "hatırladıklarımız"ı yok etmeye yetmez.. Yüzbinlerin birleşip ortak bir amaç için, vatanlarını korumak için yaptıklarını meselâ, unutmak, onların sayesinde edindiğimiz özgürlükler için, tüm o insanlara, harcanan hayatlara müteşekkir olmamak mümkün mü?

O nedenle, hatırladığımız kadar, hatıralarımız kadar insan olduğumuz için; Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun.. Bir gün yine hep birlikte, yine "biz" olarak da kutlayabilmek umuduyla...


Fotoğraflar: Annemle babam sitede bayramı kutlarken.. 

28 Ekim 2023 Cumartesi

Anlamak

Arada bir.., biri (bazen de ben tabii) onu çok bunalttığında, avuçiçlerini göğsüne koyar ve "Allah canımı alsa da kurtulsam" derdi. Önce korkar, sonra çocuk aklımla "öyle demek istemedi, bu da onun sahnesi işte.. oynaması gerekiyor arada. birazdan geçecek" diye düşünürdüm. Hem korkar, hemen ardından da kendimi rahatlatırdım. Sevmezdim bu cümleyi, bu tiyatro oyununu.

Ciddiyetle söylenmeyip, bir tür boşalma mekanizması olarak kullanıldığını, 90 yaşına dek yaşadığı ve hakikaten de güzel yaşadığı, kanırta kanırta yaşadığı için biliyorum.

Ama bugün... Bugün belki de bazı anlarda gerçekten istedi bunu diye düşündürttü hayat bana.. Bir danışanımın bir zamanlar demiş olduğu gibi "buharlaşmak istedim, kendimi öldürecek göt yok ama hiç varolmamış olmak istedim işte..."

Herkes hayatta bir ya da birkaç defa yaklaşıyor o cümleye işte. 

İnsan olmak, böyle..

26 Ekim 2023 Perşembe

Psikopat yol işaretleri üzerine kısa hikaye egzersizleri - 1

Herkes bir şeylerin koleksiyonunu yapıyor.. Eksik kalmak istemedim.


Hikayeye girmeden önce; bu yol işaretinin şehrin biraz dışında, tek tük tahta çiftlik evlerinin olduğu, toprak yollu bir alanda karşıma çıktığını belirtmeliyim. 

Bu durumda; bu yol işaretini yakınlardaki bir köy evinde yaşayan ve altın saçları iki at kuyruğuyla yanlarından bağlanmış şipşirin bir kız çocuğu, pek sevdiği kedisini "hızlı geçen arabalardan" koruma amaçlı çizip çivilemiş olabilir. Ya da.......

(............)

Sonuçta hangi araba bu toprak yoldan hızla geçebilir ki?

25 Ekim 2023 Çarşamba

Disleksik mutluluk

Beyaz kısa saçlı, hafif bükük belli ama dinç bir kadın, iki küçük kızı, hiç konuşmadan ama sakit bir ifadeyle, yavaş yavaş arabasına bindiriyor. Hareketlerinde bu işi yıllardır yaptığına ama ve yaparken de keyif aldığına dair o tatlı ahestelik, rutine dair güven ve sık şükreden insanlara özgü bir huzur var..

Küçük kızlardan biri "büyükannem tammmm 37 yaşında!" diyor diğerine. O an kadınla ben gözgöze geliyor ve ben muzipçe tek kaşımı kaldırınca, gülümseşiyoruz. Kadın küçük kıza "ahhh keşke tatlım, keşke 37 olabilsem, ama sen rakamların yerini karıştırdın, ben 73 yaşındayım" diyor... 

Disleksi bazen ne tatlı bir durum. 37 yaşa ah keşke demek ne tatlı bir durum. 73 yaşında dünyaya karşı bu sevecenlik, şefkat ve sakinliği koruyabilmek ne tatlı bir durum. Ananeler ve torunları ise.. kelimeler kifayetsiz......... <3


Bu arada disleksisi olan bir çocuğun varsa senin de, endişelenme e mi.. Biri doktor, diğeri ressam, öteki sistem analisti olan üç disleksik tanıyorum yakınen :)

24 Ekim 2023 Salı

Çay kokulu seyahat planları

Söyle bana üstadım; şu hayatta, tazecik çay kokusunu içine çeke çeke, seyahat planları yapmak kadar insanı mutlu eden başka bir şey var mıdır?

O seyahatler ki belki son dakika hastalık golüyle iptal olacak :)) Ama belki de olmayacak? 

Tüm bir sabahı hayâl kurmaya ayırmak kadar güzel bir aylaklık var mıdır şu hayatta? Yanına alacağın kitapları planlamak, görmek istediğin o müzeyi, yürümek istediğin o uzun ve sakin yolu, belki hasret gidereceğin o dost gözleri düşünmek, ahhhh özlemek de hayata dahil değil midir? Ve dahi, pek yakında kavuşma olasılığının o heyecanı?

Çayın o kekremsi kokusunda ve ümitvâr sıcaklığında, tüm bunlara dair bir şeyler yok mudur a üstadım?

23 Ekim 2023 Pazartesi

Mizah

Havuz problemlerini hatırlar mısın? Ne anlamsız, nerede kullanacağım ki, ne saçmalık diye öğrenmişsindir büyük ihtimalle. Nerede kullanabileceğimizi buldum sanırım.


Kocaman bir havuz olarak düşün kendini. Üstten sürekli dolduruyorlar; işte mobbing, evde koca baskısı, karı dırdırı, sevgisizlik, çocukların mızmızlığı, talepkarlığı, sokaklardaki insanların saygısızlığı, bencilliği, hava kirliliği, hayat pahalılığı, dost kazığı.... Kendin olmana izin vermemeleri, herkese senin koşman ama ihtiyacın olduğunda kimseyi yanında bulamaman, kaygıların, korkuların, çaresizliklerin... Bunlar o havuza oluk oluk akan su.

Bir de alttan açılan musluklar var. Yazmak, sanat, spor, sıcacık köpüklü bir banyo, kendine aldığın çiçekler, bir dostun sıcak eli, sıcak bir tas çorba, mis gibi kokan bir kahve, sevdiğinin ellerinden bir bardak demli çay, mizah.. Bunlar da seni boşaltıyor. 

Sanırım hayat denen şey, o havuzu taşırmamaya uğraşmak... 

13 Ekim 2023 Cuma

Kişisel kuru otlar üstüne'm

Kaç sabahtır bu güzelliğin tam yanından geçiyordum da, yanımda telefon olmayınca seninle paylaşamıyordum. Al işte bu da benim bu haftaki "kişisel kuru otlar üstüne"m... 

Sabah güneş yeni yeni yükselirken, bir zamanlar arıları meftun etmiş yaz çiçeklerinden geriye kalan kuru otların benim üzerimde bıraktığı etki, N.B.C'ninkiyle aynı mıdır henüz bilmiyorum çünkü film bu coğrafyaya henüz gelmedi.. Ama her sabah şu fotoğrafın sol alt köşesinde, karanlıkta kalmış banka bir beş dakika olsun oturuyor, kuru otları izliyor, hayat hakkında işte hepimizin düşündüğü soruların cevaplarını düşünüyorum... Şimdilik bu da yetiyor.... 

Bu da “seslisi”:

12 Ekim 2023 Perşembe

Kadınlar ve erkekler

Bugünkü tırmanıştan, efsane bir fotoğraf bence..

zirveye çıkmış her erkeğin peşinde;
bir kadın kollarını kavuşturmuş, yerini bilmiş, oturmaktadır :P

Teyzecik günün birinde aniden aydınlanıp amcayı uçurumdan itiverecek gibi durmuyor mu sence de? 

Momentos'un çok sevdiğim "Kadın Mucitler" yayınlarını da hatırlatan bir fotoğraf oldu.. 

5 Ekim 2023 Perşembe

4 Ekim 2023 Çarşamba

Pepeçura tarifi ve bazı domestik özlemler

Annemle babam bu haftasonu bahçelerinde üzüm hasadı yapmışlar. Garajın üstünü sarmaşık gibi saran, yazın gölgelik veren, sonbaharda kilolarca meyve veren ve Pepeçura yapımına da uygun, kara, kokulu, şahane bir üzümleri var. Küçük Joe'm da bu üzümü çok sever, Ada'daki çocukluğunu hatırlar.. 

Bu sene bana denk gelmedi ama fotoğrafları ve tarifi seninle de paylaşayım istedim.

O kokulu kara üzümün bir kilosuna 6 bardak su, 1 bardak şeker katıp (şekersiz de yapabilirsin, hafif kekremsi daha bile güzel oluyor bence) üzümler yumuşayana dek kaynatıyorsun. Sonra süzgeçten geçiriyor, içine yarım çay bardağı nişasta, yarım çay bardağı mısır unu katıyorsun. Biraz daha pişiriyor sonra kâselere alıyor, soğutuyorsun. Enfes bir şey oluyor. 


Sanatçı (annem) eseriyle bir örnek renklerdeki elbisesiyle :))

Yaparsan benim için de ye. Eline sağlık.. Afiyet olsun..

2 Ekim 2023 Pazartesi

Yağmura bulanmış bir yaz

- küçük harfle - küçük İskender; bir şairden çok fazlasıydı. Kelime arkeoloğuydu. Sözcük cambazıydı. Hızlıcevap uzmanıydı. Lafı gediğine koyucuydu. Uzun süreli bellek madencisiydi. Büyüse bir Can Yücel bir de Bukowski kulağı arasından geçip yükselerek bir "tek-boynuz" olacaktı. Hiç büyümedi ama çok da büyüktü.. Dilemmaların çocuğuydu. 

İki defa karşılaştım. Biri kitap fuarında, adımın altına anlık yazıverdiği muzip ve müstehçen satırlara imzasını atarken. Diğeri birkaç yıl sonra, oldukça sıkıcı bir kutlama yemeğinde şans eseri yanıma oturunca. küçük İskender'le büyük büyük konuşmalar.. 

Ne doğum günü, ne ölüm günü. Sıradan bir gün bugün ama..

Özledim işte olm..! 

İnsan en çok böyle sıradan günlerde özlemiyor mu, hem?

Günlerdir durup durup yeniden başlayan, yapışkan, inatçı bir yağmur yağıyor. Bilimciler El Nino diyorlar ama ben şairlerin, özellikle de küçük İskender'in ağzına bakıyorum. O bu yaza "her şeye rağmen, yağmura bulanmış, güzel bir yazdı" diyor.... Yıllar öncesinden, bu yaz için diyor. 

Dünya kendini hep tekerrür ediyor.

.

.. seni birkaç saniye düşünürsem;
sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yanlış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum.

Hamiş. Haziran'da yazmış ama yayınlamamışım. Yağmurlu dedin diye, zamanıdır dedim..