10 Ağustos 2022 Çarşamba

Sansür, Mutluluk, Wednesday ve Morticia

Momentos'un yayınlarını biriktirip, 1'er saatlik programlar gibi toplu halde dinliyorum. Tek tek yetmiyor bana, momentos-over-dose yapmam gerekiyor arasıra :) Son bir saatlik maratonda, Aşık Veysel'in hikâyesini ve bu hayatın anlatıldığı filmin başına gelenleri, özellikle de "cılız ve kısır başak tarlaları" kısmını dinleyince hem şaşırdım, hem de üzüldüm bu sabah.. Kendini aşağı bulma kompleksinin türlü türlü çeşitlerinden biridir sansür.. Diğer çeşitleri de yasaklamak, haber alma özgürlüğünü engellemek ve 21.yy sosyal medyasındaki ismiyle "cancel"lamak. 

Karanlık dünya filmi (1952), ilgilisi için (kırpılmış ve kuş gibi kalmış haliyle) şu linkte

*

Sonra sevdiğim podcast'lerden Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu tarafından sunulan "nereden başlasam?"ın Prof. Dr. Pelin Kesebir'le yaptığı "Mutluluğun Teorisi" bölümünü dinledim, özellikle geçen yıllarla birlikte yani yaşla birlikte mutluluk düzeyinin artıp nevrotizmin azalması bulguları hoşuma gitti. Bir de şunu dedi Prof. Kesebir: mutluluğun karşıtı aslında huzursuzluk yani huzursuz ruh halidir.. Bana doğru geldi..

*

Ve son olarak, mutluluk / mutsuzluk / üzüntü demişken, sabah izleyip gerçekten çok güldüğüm Addams Family (2019)'nin en sevdiğim karakteri (ki 91'deki filminde de Christina Ricci'nin oyunculuğu bence yaşı için muhteşemdi) Wednesday'den "günün anlam ve önemine binaen" gelsin:

Bir de itiraf. 5 dakika öncesine dek 1991'deki Addams Family'de Morticia Addams'ı oynayanın Cher olduğunu sanıyordum!!! Ama haksız mıyım???

Anjelica Huston vs. Cher

9 Ağustos 2022 Salı

Karşı yakaya özlem

Bugün günümün yarısı ibuprofeni bulana dua etmekle geçti çünkü ilaç alınca 3-4 saat gözüm açılıyor. Beynim daha karmaşık işleri kaldıramadığı için biraz dizi izliyorum, biraz sosyal medyada geziniyorum, sonra yine başlıyoruz titremeye, sallanmaya..

Instagram'da şu fotoğrafı gördüm:

Tim Prime Property - Kingswear, Dartmouth, UK

Merdivenin üst tarafındaki ev satılıkmış. O kısmı beni pek çekmedi. Fakat bu merdivenler, ah bu denize inen merdivenler... Kare şeklindeki o taştan burcun üstüne oturup, çıplak ayaklarımı denize doğru sallamak isterdim tam şu anda. Yalnız ya da sevdiğim biriyle fark etmez. İkisi de güzel. 

Oturmadan önce mutlaka o taş trabzanlığın en ucunda yine çıplak ayak, denize paralel, izleyen herhangi birinin yüreğini hoplatırcasına ama bir kedi dengesi ve sakinliğiyle yürümek isterdim. Ve hasta olmasaydım, şu an bizim denize bakan evimizde, neredeyse birebir aynısını yapıyor olacaktım.. Yukarıdan biri C. yeter artık, in lütfen içim kaldırmıyor diyene dek yürüyüp, ufak kamelya dediğimiz kare burcun (bizimkinin üzeri ve kenarları asmayla örtülü, çok daha güzel) içine girip oturacak, uzun uzun denizi izleyecek, huzur içinde günü bitirecektim. Biraz da melankoliyle elbette.. Denizi seven herkese musallat olan o tatlı ve keskin melankoliyle..

Taş merdivenlere, burçlara, kamelyalara dayanılmaz bir özlem duyuyorum....

Demin eniştem gönderdi, benim yerime o, denize bakan evimizden denize doğru bakmış, 50 seneye yakındır gördüğü manzarayı yine, yeniden sevmiş, paylaşmak istemiş. Ben de sevdim, ben de paylaşmak istedim.. Balıktan dönüş.. 

Karşısı midilli; nam-ı diğer: karşı yaka..

Ufacık bir yazı ekliyorum. Bir zamanlar yazılmıştı.. silemediğim birkaç yazıdan biri.

"Çok fazla bir şey istemedim ki senden. Ben kimseden fazla bir şey isteyebilen biri değilim zaten. Sözler istemezken, kelimeler hiç bitmesin istedim sanırım. Gitmek istemezken, tüm yolları istedim.. Doğru haklısın, çok şey istedim.

Şimdi uzaktan, çok uzaktan, sanki Ege'nin iki kıyısındaki halk kadar birbirinden uzaktan sana bakıyorum. Güneşin yeni battığı mor tepelerine, tek tük seçilebilen araba farlarına (demek ki senin kasabaların benimkinden de ıssız?) ufuk çizgisiyle denizin birleştiği o noktada yaşananlara - sadece hayâl ederek elbet - bakıyorum. Ve çok özlüyorum.. 

Halbuki yanıbaşımdasın, oysa aynı zamanda, denizin öte yakası kadar da uzaksın. 

Bir zamanlar ufacık kağıtlara yazdığın "günaydın!" notlarını özlüyorum. Yağmurlu havalarda "günışığım.." deyişini özlüyorum. Benimkilere kıyasla her daim sıcacık olan güzel ellerini özlüyorum, saçımın bir tutamının ucunda parmaklarının dolaşmasını özlüyorum. Hiç gidilmemiş yollarda, hiç çıkılmamış yolculukların hayâlini kuruşumuzu, sonra senin tutup - acele acele - planlar yapışını, sanki yarın gidecekmişiz gibi gözlerinin pırıl pırıl parlamasını özlüyorum - kim söyleyebilir o yolculuklara hiç çıkmadığımızı?

Uzun bir yoldan sana dönmüş, o yolun tüm yorgunluğunu sıcak bir duşla üstümden atıvermişim gibi bir evde olmak hissi duymak istiyorum.. Çok şey mi istiyorum?

Ama yoksun sen; hem varsın, hem yoksun. Bir nefes kadar yakınımda ve birbirinden yüz yıl arayla doğmuş bahtsız aşıklar kadar da uzağımdasın.. ve bu çok, çok, çok büyük haksızlık."

8 Ağustos 2022 Pazartesi

Beş duyu

Bugün gördüğüm en güzel şey:

K.'den "tam senin sevdiğin renk" diyerek 
(aslında ben morunu severim çaktırmadım hihi)

Duyduğum en güzel şey:

B.'dan nuans 3154 - "kulağa iyidir" diyerek

Kokladığım en güzel şey:

N.'den - "mideye de çok iyi" diyerek

Dokunduğum en güzel şey:

Joe'dan "kalp koleksiyonun için" diyerek <3

Tattığım en güzel şey:

A.'dan "instagramda gördüm tam bizlik" diyerek

Hayır hiçbirinde ben yoktum. Evet hepsini tattım, çünkü ben yataktan hiç çıkmadığım halde, onlar tam önüme geldiler.. Sevdiklerim tarafından bana yollandılar..

Bazı insanlar sıkıntıdayken ya da mutsuzlarken, diğer insanların onlara "nisbet yaparmış gibi" güzel şeylerden bahsetmesinden ya da göstermelerinden hiç hoşlanmazlar. Bu onların sorunu. Ben, tam tersine, bayılırım ben yapamasam da birilerinin keyif yapmasına, mutlu olmasına ve üstelik şanslı bulurum kendimi, benimle de paylaşmak istedikleri için.

Bakış açısı işte; herkes istediği taraftan baksın hayata.. İster kötülüklerle çirkinliklerle acılar ve mutsuzluklarla dolu bulsun, ister tüm bunların varlığını bile bile güzellikleri ayıklasın, görsün, tatsın..

7 Ağustos 2022 Pazar

Yazmak, iç dökmek, susamamak, öğrenememek

"Sen orda yalnız kalma diye burada konuşup duruyorum." dizesiyle beni vuran uzun şiirin, mektubun, iç döküşün diğer bazı paragraflarını da eklemek istedim buraya, bugün. Umarım seversin Ömür Hanım. Her nerede ve hangi isimleysen, bu günlerde..

"Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde... Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür Hanım?"

"Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür Hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye büyük bir sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük... Yalnızım Ömür Hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım... Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?"

"Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki..."

"Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya..."

Hadi o biliyor Ömür Hanım, peki ya ben? Bir ben öğrenemedim bunu..

Şükrü Erbaş - Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları - Güz 1983, Ankara.


İlgilisine. Ateş devam. İlaç aldıkça 3-4 saatliğine düşüyor, sonra yine 39.. Bu blog iyi ki var, en azından bu birbirinin aynı ve korkunç günlerde bile bir güzellik bulmaya zorladı beni, ayakta tuttu, iyi ki söz vermişim kendime ne olursa olsun, her gün.. diye. İyi ki!

Daha da ilgilisine. Maillerinizi alıyorum, cevaplayamıyorum. Hiçbir maili cevapsız bırakmam, huyumdur (cevapsız kaldıysanız spam'e bir bakın derim), birkaç gün içinde cevaplayacağım, çok ama çok teşekkürler..

6 Ağustos 2022 Cumartesi

Cohen, yağmur, smetana


Dün gece 34 dereceden sonra aniden bastıran şakır şakır yağmurun karşısında tarif edilemez bir mutluluk duydum. Önce Cohen’i dinledim ama yetmedi. Sonra aklıma 3 yaşında birinin tüm kıyafetlerini çıkartıp “yağmuru bedenimde hissetmek istiyorum” diye yağmur altında dikilişi geldi..

Neden olmasın? Bahçede kuytuda kalan zifiri karanlık bir kör nokta var.. Orada dikildim iki dakika kadar ve sırılsıklam oldum. Tarifsiz bir histi…. Hayatım boyunca hatırlayacağım, benzersiz bir andı. İllâ ki kelimeye dök dersen, arınma diyebilirim.

Öyle bir arınma ve bütünleşme anı ki, ölüm bile vız geldi..

Kurulandım ve Smetana ile geceyi bitirdim..

Bugün tüm günü 39 derece ateşle geçirmeme bile değdi.. 

5 Ağustos 2022 Cuma

Mon amour

Ne güzel şarkıdır.. 

Birbirinin aynı, sıkıntılı günler.. Hepsi birbirine karıştı. Müzik ve her akşam çıkılan kısa koşu da olmasa. Bu akşam bir de bunu gördüm. Akşamı güzelleştirdi.


4 Ağustos 2022 Perşembe

Uzun sürmüş bir günün..

.. akşamında, bu zor güne dair tek güzel şey; bu elma ağacı ve altındaki tahta banktı.

* Başlık; Bilge Karasu'nun Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı isimli kitabından

Şimdi, gecenşn serinliğinde bahçede oturuyorum ve bunu dinliyorum; yürürken ve araba kullanırken de iyi geliyor. Tavsiye ederim.

3 Ağustos 2022 Çarşamba

Böyle sabahlar

 Gün öyle güzel doğuyor ki..

Gün batımlarından çok doğumlarını seven bir insan olduğumu söylemiştim. Erken kalkmayı, o tazelikte ve sakinlikte, kendimle baş başa bir 5 dakika olsun geçirmeyi severim. Böcek ve kuş seslerini, onların uzuuuun bir geceden sonra yeni güne coşku içinde merhaba deyişlerini dinlemeyi.. İşte bak, yepyeni bir gün sunuluyor sana. Dün ne yaşandıysa dünde kaldı, işte önünde yepyeni bir fırsat! dercesine.

Hayvanların hiç birinin umurunda değil dün yaşananlar, oysa biz insanlar işte.. İnat ediyoruz bazen geçmişe yapışmaya. Daha doğrusu, ya şimdide yaşıyoruz ya da geçmişte. Geleceği düşünenimiz çok az, hele planlayan, tasarlayan yok gibi.. E bundan değil mi zaten, Z kuşağının bizlere açtığı çevre davaları, yaşanılabilir gelecek bırakmadığımıza dair ithamları.. Kendi çocuklarımızı torunlarımızı bile hep şu anda ya da geçmişteki o minik sevimli halleriyle düşünmemiz, onlara gelecekte tek başlarına bir hayat kuracak donanımı vermek yerine, sadece şu an burada varlarmış gibi şımartmamız, her istediklerini vermemiz, her türlü sorumluluklarını kendi üzerimize almamız. Büyümelerine izin vermememiz.. 

Yani çoğumuzun. İstisnalar kaideyi bozabilse keşke..

Ama ben hep bir istisna oldum bu konuda, vicdanım rahat.. Bazen biraz şimdide yaşamayı beceremeyerek de olsa, genelde gelecekteyim. Asla geçmişte değil bak, en azından bunda anlaşabiliriz.. Belki bu nedenle de olsa gerek, gün doğumları, olasılıklar, hayâller, planlamalar beni olan bitenden, başarılardan, sahip olmalardan daha fazla mutlu ediyor. 

Evet evet. Olabilir.. Evet gerçekten de böyle olmalı.

Video. Geçen seneden, henüz kavuşamadık ama yakında inşallah..

2 Ağustos 2022 Salı

Böyle geceler

Akşam öyle güzel iniyor ki..

*

Belki fark etmedin, yeni ay var tepemizde. Bebek mavisi bir gök, orda burda hafif pembelikler, güneş henüz batmış, daha alacakaranlığa çok var. En sakin vakitler başlıyor, eğer şehrin göbeğinde değilsen. Umarım değilsindir.. Ya da şehrin göbeğindeysen bile kaçacak bir yer bulmuşsundur kendine, belki arabanın içinde bir 5 dakika tek başına gözlerini kaparsın, en sevdiğin müziği dinlersin. 5 dakikacık yeter bazen, değil mi... Tüm gürültünün koşturmacanın içinde, kendi kabuğuna kapandığın o 5 dakika.

Bu sıra aklıma sürekli Akyaka'daki o ırmağın içinde tatlı tatlı bir sağa bir sola salınan simsiyah sazlıklar geliyor nedense, beni rahatlatan imgelemelerden biridir su ve yosunluklar.. Hem de en sevdiğim Türkçe şarkı sözüdür, elbette

Sazlarım vardı
Irmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim

Bundan daha güzel anlatılamaz bence.. Sazlar, ırmaklar ve çakıltaşları ile bir görülen ama hem de çok farklı görülen sevgili.. Ne kadar güzel bir betimlemedir, değil mi? Ne kadar saf, duru, sade.. 

Foto: Casa Gianni Alucidi, İspanya / La Via Mediterranea.

1 Ağustos 2022 Pazartesi

Yolunu gözlemek

Gelecekse yolunu gözlediğin, beklemek dünyanın en güzel hissi değil midir? :)