31 Ocak 2022 Pazartesi
Külliyat
30 Ocak 2022 Pazar
Gece Koşusu
Mutluluğumun üç nedeni vardı dün; tam ayarında alınmış bir uyku, demlisinden dört bardak Türk çayı ve yazılıp bitirilip süpervizöre teslim edilmiş bir rapor. Heybem bomboş, içim huzurlu, rüzgârda efil efildim.
Gece 11 gibi yatağa girsem de henüz birkaç saat daha uyuyamayacağımı fark edince, fazla gelen enerjimi atmak için koşmaya çıktım. Normalde koştuğum bir saat değil, sabahları tercih ediyorum. Fakat dün gece öyle geldi içimden; gecenin simsiyahlığında rap rap rap hafif bir ritmle ve kesintisiz koşmak. Bomboştu sokaklar..
Koşuyorsan bilirsin, bir süre sonra adrenalin, dopamin ve serotonin tepe yapınca "koşucu kafası" denen bir ruh hâli oluyor insanda. Zihnin berraklaşıyor, normalden daha hızlı düşünüyor ve bir süredir çözemediğin konularda basit ve doğru sonuçlara varabiliyorsun. Yine öyle oldu.. Önümüzdeki ay boyunca beni zorlayacak bir sorunu 50-70mt içinde çözüverdim birden.. Sonra da kalan zamanda hayâl kurdum, biraz da, yalan yok şimdi, Murakami'yi düşündüm.. Koşuyorsan, yazıyorsan ve henüz okumadıysan tavsiye ederim: koşmasaydım yazamazdım.
Özellikle şu paragraf geldi aklıma dün gece: "Hep böyle yaşadım. Sessizce yutabileceğim şeyleri, olduğu gibi yutar, bunu (elimden geldiğince görüntüsünü büyük ölçüde değiştirerek) roman dediğimiz kalıbın içerisine koyar, anlatının bir parçası olarak içimden atmaya çabalarım."
Tanıdık değil mi..?
Dahası var. Ama sen oku bence, altını da sen çiz. Ben buraya tek paragraf aktardığımla kalayım sadece.
29 Ocak 2022 Cumartesi
Infinité de destins
28 Ocak 2022 Cuma
Seçim
Seçme şansın olsaydı; çok mutlu ama hiçbir sıradışı olayın yaşanmadığı, tekdüze bir hayatı mı seçerdin yoksa bazen mutsuzlukların bazen mutlulukların yaşandığı, seni sürekli uğraştıran, ters köşe eden, bazen isyan ettiren, bazen mutluluktan ağlatan bir hayatı mı?
Belki de sana bir seçim şansı tanındı ve sen de seçimini yaptın.
Bunu düşünerek devam edelim mi..?
Bunu dinliyordum yazarken.
27 Ocak 2022 Perşembe
Yazmak
Bu sabah yürürken karşıma çıktı.
Adeta “literal is for the unimaginative..” dercesine duruyor kaldırımın kenarında.
İstersen yazma şimdi..
*
Oradan diğer dala atlayalım. Türkçenin gelmiş geçmiş en iyi kelime cambazlarından biri olan Abdülhak Şinasî Hisar anlatsın, neden ve nasıl yazıyormuş:
“Nasıl yazacağımı ve ne yazacağımı bilmeden önce, bir gün zamanı gelince yazacağımı bilirdim.
(..) Tabii olarak, yazdıklarım karmakarışık notlardan ibaret oluyor. İlk önce böyle çabukça yazdığım bu notların cümle cümle sıralarını hazırlamak lâzım geliyor. Bu yazıların bir makale, bir roman, bir kitap halini alması iktiza edince, bir tereddüt, bir endişe başlıyor. Yazdıklarımı mümkün mertebe yerlerine koyduktan, kısalttıktan ve tashih ettikten sonra, bunları üçüncü defa yazmış oluyorum.
Hayatımda başka türlü yazamadım."
*
Öte yandan; bu konuya Hemingway’in cevabı da, beş dakika önce şans eseri karşıma çıktı: “ben yazmayı değil, yazıp bitirmiş olmayı seviyorum”
Muhteşem, değil mi?
26 Ocak 2022 Çarşamba
Koleksiyon
Sana tuhaf şeylerin koleksiyonunu yaptığımı söylemiş ve fotoğraflarını biriktirdiğim tahta güneşlikli evleri göstermiştim. Gülmüştün. Bir de bunlar var.. Öylesine önüme çıkıveren kalpler koleksiyonumu gururla sunarım:
25 Ocak 2022 Salı
Burning itch
Yoğunluk. Zoraki adımlar. Başkasının işi.
Bu ofiste bazı şeyler sadece yanında Gilmour olduğu zaman yapılabilir hale geliyor nedense..
24 Ocak 2022 Pazartesi
Hatice'nin Aşkı
Hatice ile Ali’nin aşkı.
Yürümeye biraz ara verdim. Oturup, arka arkaya olan mezarlarını (Hatice, Ali’ye çok yakınlarda kavuşmuş olsa gerek; çünkü kültürümüzde mezar yapılmadan bir sene toprağın iyice oturması beklenir) izledim bir süre. Düşündüm. Ruhlarına birer dua okudum ve özellikle Hatice’ye: “böyle sevmeyi nerden bildin?” diye sorabilmiş olmayı istedim..
Kasım, 2021.
23 Ocak 2022 Pazar
Çorba
Bugün yine çorba dağıtma günümdü. 57 kişi geldi bugün. İki kazan çorba ve bir çuval ekmek bitti. Hiç artmadı ama eksik de gelmedi. Tuhaf şekilde, tam geldi...
Dün akşam evde de çorba yapmıştım.. Mercimek çorbası. Fakat evde yaptığım fazla geldi, kalanı dondurucuya attım. Eskiden ananemlerin apartmanında, komşuların birbirlerine yolladıkları çorbaları düşündüm sonra.. Ve bunca yıl sonraki yalnızlığımı..
Çorba yapmayı neden seviyorum biliyor musun?
Hayır kış gecelerinde içimizi ısıtması, ufacık bir tasta bir çok besin barındırması, kolay hazmedilmesi ve doyurucu olması nedeniyle değil. Ben çorba yapmayı, tencerenin başında dalgın dalgın durup o yoğun sıvıyı altını tutturmamaya özen göstererek habire habire karıştırırken, içimde fokurdayan, gönlümde kabaran tüm düşüncelerin, duyguların, umutların her birine yeterince zaman ayırabildiğim, hepsiyle sakin sakin hasbihâl edebildiğim için seviyorum.
Ben çorbayı değil, çorba yapmaya ayırdığım zamanın havada asılı kalmışlığını seviyorum..
22 Ocak 2022 Cumartesi
Birlikte neş'e
Sabah kalktığımda Bursa, İstanbul ve Ankara'dan kar fotoğrafları vardı mesaj kutumda. Altlarında gülen yüzler, renkli kalpler, çeşitli emojiler. 70'lerindeki ailem de, 40'larımızdaki bizler de, 5 yaşındaki en ufağımız da, hepimiz çocuklar gibi neşe içindeydik. Aramızdaki mesafeye rağmen, birbirimize sarılmış gibiydik. Kar yağdı! neşesi..
Neden seviniriz acaba kar yağınca? Yani tüm fakirliği, yokluğu, mutsuzluğu bile düşündürmez, üstünü kapatır ilk yoğun kar.. Bir an için bile olsa, tüm olumsuzlukları görmezden gelmemizi sağlar, çocuklar gibi endişesiz, ötesini düşünmeksizin neşelenmemizi.. Bir an için bile olsa.
Kar lapa lapa, sessiz sakin yağarken hiçbirini düşünmez, büyülenmişçesine göğe bakarız hepimiz. Aynı göğün altında kaygısız, farksız, eşit durur ve bakarız. Kardeşmişiz gibi, birmişiz gibi.
Sonra kar durur, erimeye, o bembeyazlık çamurlanmaya, vıcık vıcık kirli bir görüntü bırakmaya başlar ardında. O zaman aklımıza gelir üşüyenler, yokluklar, mutsuzluklar. Ama şimdi değil. Şimdi birbirimize kar fotoğrafları yollama zamanı...
