25 Ekim 2022 Salı

Kahve Hikâyeleri 6: Çocuk kahvesi

Sıradaki kahve aslında buydu:


Gel gör ki, çikolatalı sütü ne severim, ne de üzerine yazacak bir anım, söyleyecek bir sözüm var.. 

AMA.

Çocukluğumun en büyük keyiflerinden ve dedemin Alzheimer'a yakalanmadan önceki "gerçek dedem" olduğu yıllardan kalan tek tük hatıralarımdan biri de, onunla salonda karşılıklı kahve içmekti. 

Dedemin her kuşluk vakti sütlü kahve saati vardı. Paris Caddesi'ndeki evin TRT Binası ile Rus Konsolosluğu'na bakan yüzündeki büyük salonunun en uç köşesinde, sessizce ve zamanın sanki donup kalmış hissi verdiği bir sakinlikle yudumlardı bol sütlü, bol şekerli kahvesini. Mutlaka sigara da olurdu elinde. Tül perdeler iki yana çekilmiş, salonun yere dek uzanan, tertemiz silinmiş pencereleri iki yana açılmış, salon kapısı gizli bir görevdeymişizcesine sımsıkı kapanmış (ananem dumanın diğer odalara yayılmasına çok karşıydı) ve dedem bu sinematografik sahnenin en ucunda, incecik, upuzun, enfes bir adam. İnanılmaz yakışıklı ve karizmatik. Selânik göçmeni. Elâ gözlü, kır saçları geriye doğru biryantinli, sinekkaydı traşlı, dönemin modasına göre incecik kesilmiş bıyıklı.. Ve elleri.. Ah! Upuzun, kemikli, ince, çok güzel elleri vardı dedemin. Bir adli müfettişin titiz elleri. Ama aynı zamanda keman çalan eller.... 

O eller kahve fincanını kibarca tutuyor.

Ben bir yolunu bulur, karşısındaki koltuğa kurulurdum. Gözlerimi ondan ayırmadan sessizce otururdum. Kıpırdamaz, nefes bile almazdım; çünkü o sessizliği bozduğum an odadan kibarca atılacağımı ve günlük kahve keyfimden olacağımı bilirdim. Ben dedemin kahvesinden içiyorum sanarken, ananem "kahve içersen kara kız olursun" diye beni tehdit eder ve kahvesiz kahve yapmayı bir şekilde becerirdi.... Fincanları diğer blogta anlatmıştım, ona girmiyorum bile. Ama o kahvenin tadını unutamam... 

Yıllar sonra o tat bir kez daha karşıma, çok alâkasız bir yerde çıktı. Hamileydim ve asla kafeinli içecek içmiyordum (halbuki bir bardağa izin vardı) ve bir arkadaşım şunu yaptı bana bir gün: sıcak süt, malt kahvesi, biraz tarçın ve bal. Nasıl oldu bilmiyorum ama, içiyor olduğum sıvı mutluluk, dedemle içtiğim kahvenin aynısıydı.... Gözyaşları gözyaşları... Bir bardak daha lütfen... Yeniden gözyaşları.... 


Ve Tezer Özlü (Çocukluğun Soğuk Geceleri) yakışmaz mı şimdi bu yazının sonuna?

"Kadın fırınlı sobadan çıkarttığı közde sütlü kahve pişiriyor. Ve çocuğuz diye, bizlere vermiyor."

Bu düpedüz acımasızlıktır, ahlâksızlıktır, yasaklanmalıdır! 
Ya da, 
verdiğim tarifle ısıtılmalıdır çocukluğun soğuk tüm geceleri.. ;)